GÜLAY YAŞAYANLAR & MÜMTAZ SAĞLAM
Bir tasarım olgusu hâlinde kavramsallaşan minimalist yapıtlar; nesne ile formu, en soyut ve indirgenmiş hâliyle mekânsal bir duyum içerisinde değerlendirir. Örnekse, Carl Andre’de malzeme ya da nesnenin, bir mekân, zaman ve algı dolayımında somutlanarak heykele dönüştüğü görülebilir. Bütüncül algıyı harekete geçiren bu tür minimalist heykeller Sol LeWitt ve Dan Flavin ile kütlesel olmayan bir resim veya heykele dönüşerek, mekânsal dinamizm yaratan bir estetik durumu hedefler. Richard Serra ise bu bağlamda biçimsel sadeliği, görünür ve etkili kılarak iyice heykele ve mekâna yaklaşır. O yüzden, mekânı dokumak ya da mekânı yontmak şeklinde tabir edilen yaklaşımları, biçimci bir sanat pratiğinin özünü oluşturan bir arınma ve dış etkilerden uzaklaşma çabası olarak görmek mümkündür.
uzam ve anlam: minimalist heykel
Erken dönem Minimalist yapıt örnekleri, kısa zamanda stratejik bağlantıları nedeniyle adeta başlangıçtaki saf niteliğini yitirmiş gibidir. Sıklıkla belirtildiği üzere, bir tarz ya da üslûp sorunsalı çerçevesinde biçim disiplinini yaratmış bulunan bu anlayış, adeta eksik bıraktığı ve tepki gösterdiği kimi hususları, benimseme arayışına girerek sanatçı temsillerinde belirgin olan ortak duyarlılığı terk etmiş, bireysel dilin gelişimine odaklanmıştır gibidir. Hal Foster’a göre Minimalizm, Geç Modernizmin seçkin yüksek sanatına, diğer taraftan kapitalizmin gösteri kültürüne karşıdır ve daha sonra bu süreçler tarafından bastırılmıştır.
Dikkat edilirse görülecektir: Minimalist heykelde Robert Morris, Carl Andre ve Donald Judd, nesneyi idealize edilmiş bir düzen, uyum ve gerginlik ilkesi uyarınca kullanır. Bu durum, düzenlemenin anlamı, basitliği ve doğrudanlığı ile alâkalıdır. Formların benzerliği ve çokluğudur burada öncelikli olan. Tekrarla elde edilen ve görselliği doğrudan belirleyen bu durum, Donald Judd ve Robert Morris’te deneyim içinde kalan ve yaşanan, içkin formlarla sağlanan bu deneyim alanında kurdukları ilişkiyle açıklanabilen bir şeydir yalnızca… Salt bu bakımdan Judd’un ve Morris’in heykelsi düzenlemeleri, formların kütlesel varlığına hapsolan anlamın psikolojik mahremiyetini, asgari bir bütünlük ve anlam olasılığı ya da yoğunluğunu içermektedir. Üstelik, bu derece duygusuz ve steril bir ortamda. (2)
Oysa; steril ve dekoratif olmayan bir düzen deneyimi, Carl Andre ve Richard Serra‘nın metale yüklediği ritmik olmayan, değişebilir bir görünüme ulaşma eylemiyle daha net örtüşür. Özellikle Richard Serra; House of Card adlı erken dönem eserinde, küpün bir idealleştirme fikrinin ötesinde yapay, basit bir yapısal yüzey temasıyla bile elde edilebileceğini ortaya koyar. Üstelik burada ısrarla uygulanan sıkıcı bir tekrar yoktur. Serra, bu estetiği ve uyumu da baştan reddeder. Küpü, keskin bir form ya da bütüncül bir yapı olarak önermek yerine; parçalı, değişken ve sıradan metal levhalarla duygusal ve uzamsal düzenleme olarak teşkil etmeyi dener. Böylece heykeli, içedönük, psikolojik bir yük ve mahremiyet, gizil bir enerjiye bağlamak yerine; kamusal ve tarihsel, daha doğrusu kültürel alanda yansımaları olan bir düzenleme olarak ortaya çıkarır. Sonuçta metal levhayı esneten anıtsal minimal düzenlemelere ulaşır. Serra’nın işlerinde, metal yüzeyin arkeolojisinin, taşıdığı dokunun metaforik anlamlarının, bükümlü döngüsel dizilimle yalın ve sade bir sürekliliğe eşlik ettiği unutulmamalıdır.
Carl Andre de; bu süreçte yapıtlarının sıra dışı malzeme ve boyutları ile bağlamsallaşması nedeniyle adeta Modernizmden kopuşu simgeleyen heykeller üretir. Andre‘nin çoklu birim nesne düzenlemeleri de bu kapsamda taş, yer karosu gibi kaba malzeme duyarlılığını bileşkelere araç oluşturma çabası, derinlik ve kalınlıklarını gizleyen ruhani bir boyutlandırma ile sıradanlık hissini duyumsatan bir paradoksla anlamlı kılınır. Heykel fikrini, bu yüzey-malzeme ile sıralı ve değişken düzenleme ilkesiyle örtüştüren Carl Andre, radikal ve sonsuz bir çözüm stratejisi olarak bu yaklaşımı geliştirmeye devam eder.
Özetle Minimalist sanatçılar, formun temsil yeterliliği yerine, saf kendiliğinde anlam bulan bir sanat anlayışını savunur ve kendi iç düzenlerini yapıt olarak önerirler. O yüzden birçoğu nesnel bir sessizlik içinde gibidir. Rasyonel bir yaklaşımın göstergesi olarak denge, simetri ve düzeni öne çıkararak, sanatın belirgin kategorilerinin dışında kalan endüstriyel malzeme tercihi ve kullanımıyla etkili bir sanat pratiğini geliştirdikleri kesindir.
notlar
1 Hal Foster, Gerçeğin Geri Dönüşü / The Return of the Real, Çeviren: Esin Hoşsucu, Türkçe, Ayrıntı Yayınları, Mayıs 2009, İstanbul. sf. 63-69.
2 Bkz. Rosalind Krause, Modern Heykelin Dehlizleri / Passages in Modern Sculpture, Çeviren: Sibel Erduran, Everest Yayınları, Ekim 2021, İstanbul, sf.302.
Gülay Yaşayanlar & Mümtaz Sağlam Copyright © March 2026, Tüm Hakları Saklıdır.
COLLECTION EXHIBITION
Exhibition view from Minimal, Bourse de Commerce – Pinault Collection, 2nd Floor: Materialism, Gallery 5.
EXHIBITION CATALOGUE
Minimal, Editor: Jessica Morgan, Contributors: Emma Lavigne, Jessica Morgan, Jean-Pierre Criqui, Frances Morris, Alexandra Bordes, Clara Meister, Teresa Kittler, Nicolas-Xavier Ferrand ve Alexis Lowry, Pinault Collection & Éditions Dilecta, Paris, 2025.
4 ESSAYS ON MINIMALISM / BY GÜLAY YAŞAYANLAR & MÜMTAZ SAĞLAM
MINIMALIST ARTISTS
DONALD JUDD
Donald Judd (1928-1994) Resimden heykele yönelen ve radikal deneylerle duvara monte edilmiş birkaç özdeş unsurdan oluşan eser serilerini, 1965 tarihli manifestosunda kullandığı terime uygun olarak “özgül nesneler” olarak niteler. Judd’un aşırı sade ve radikal bir soyutlama anlayışıyla oluşturduğu işleri, mesafeli bir alan etkisine sahiptir. Nesneleri mekân ile olan iletişiminde eşdeğer bir ilişkisellik içinde kurgulayan Judd, biçim ve yapısal oluşdan kaynaklı, minimalist ve rahatsız edici bir düzlem yaratma öngörüsü içindedir. Dolayısıyla algılanabilir olanın nedenselliği ve tekdüzeliği üzerine bir sorgulama potansiyeli yaratarak meşrulaşan minimal aşkınlık ruhunu, nesne ve mekâna yayar. Soyut ve muğlak bir ilişkisel ortamda şeylerin ve düşüncelerin neden olduğu duyusal algıyı geri çekerek, saf görüntünün yaydığı genleşmiş bir katılığı estetik mizansen içinde yeniden oluşturur. Sert hatları ve köşeli sınırlarıyla Donald Judd sürekli tekrar eden yeni imkânsız biçimler dolayımında, algılanan tutarlık ve içkinlik düzleminden geriye hiçbir şey bırakmaz.
ROBERT MORRIS
Robert Morris, (1931-2018) 1960’lı yılların başlarında New York’ta ortaya çıkan minimalizm anlayışını radikal bir şekilde sadeleştirilmiş ve geliştirmiştir. Ressam olarak başladığı kariyerinde heykel düzenlemelerinden oluşan yeni bir tarzı benimseyerek, yayınladığı bir dizi makaleyle minimalist hareketin tanımlanmasına yardımcı olmuştur… Aslında geleneksel sanat tarihi sınıflandırmalarına ve akımlarına meydan okuyan bir yaklaşım içindedir. Sanat pratiğini tek, tutarlı bir eser, sürekli bir proje ve sürdürülebilir, felsefi-sanatsal bir deney olarak gördüğü ortadadır. Tüm eserleri, kullanılan araçtan bağımsız olarak, karmaşık, bazen paradoksal bir alan yaratmayı amaçlar; ve bu alan, izleyiciye bugün ulaşılmaz görünen deneyim ve algı süreçlerini geri kazandırır. Aslında görünen ile bilinen arasındaki ilişkiyle ilgili bu çalışmalar, felsefî bir şüpheyle şekillenir, deneysel önermelere dayalı, değişken bir temsil esasına öncelik verir. Yöntemsel hassasiyetlerine rağmen, Morris’in pratiği bu yüzden son derece özneldir, yoğun bir içsellikle, benlik arayışına yönelik vurgularla doludur.
DAN FLAVIN
Dan Flavin (1933-1996) Floresan ışık huzmeleriyle çalışması ve radikal ve yenilikçi heykelleriyle Minimal Sanat’ın öncülerinden biri sayılır. 1960’lı yılların ilk yarısında sadeliği ve tekilliği öneren, biçimselliğini ve dolayısıyla kendini öne süren, bağımsız nitelikleri bünyesinde barındıran gizemli bir maddeselliğe sahip floresan ışıkla deneyler yapar. Bu malzemeyle gerçekleştirdiği radikal derecede basit ve dönüştürücü ışık enstalasyonları ile yeni bir açılıma sürüklenir. Pinault Koleksiyonu’nda bulunan to Don Judd (1964) adlı eseri, alternatif çapraz halde düzenlenen neon ışıklardan oluşur. Burada, duvar boyunca uzanan çapraz, endüstriyel estetik, malzemenin duyusallığı ve ışığın yoğunluğunu bir araya getirerek, izleyicinin mekan algısını değiştiren ve bakışlarını çeken, hissedilebilir bir enerji duygusu aktarılır. Bu çalışma, Flavin’in mağazalarda bulunan aplikler ve genel floresan tüpleri ilk kez sistematik olarak kullandığı çalışmadır. Günlük bir nesneyi sanat eserine dönüştürerek ve mekânsal deneyimi yeniden yapılandırmaktadır.
SOL LEWITT
Sol LeWitt (1928-2004) Minimal Sanat’ın önde gelen isimlerinden biri olan LeWitt, “yapılar” olarak adlandırdığı duvar çizimleri veya geometrik heykelleriyle tanınır. LeWitt, yapılarının birden fazla varyasyonunu oluşturarak, alüminyum, metal veya beton gibi endüstriyel malzemelerle geometrik ve matematiksel bir sistemi keşfeder. Kavramsal Sanat’ın evriminde de kilit bir figür olan LeWitt, bu yapıların fikrini, şemasını ve planlamasını sanat eserinin kendisi olarak ısrarla vurgulamıştır. Bunu yaparken, heykellerin gerçek uygulaması – nesnelerin kendileri – yapının kavramına göre daha az önemlidir.
RICHARD SERRA
Richard Serra (1938-2024) Anıtsal heykelleriyle tanınan Post Minimalist bir sanatçıdır. Uzayda bükülen ya da kıvrılan yalın ve sürekli yüzeyler oluşturmak için çelik gibi endüstriyel malzemeleri kullanır. İzleyiciyi heykelin içine girmeye zorlayarak uzay ve boyut algımızı etkilemeye çalışır. Levha yüzeylerinde oluşan paslı dokular nedeniyle sanat pratiğinin kavramsal kökenlerine resimsel bir nitelik kazandırdığı görülür. Gösterişli olmaktan kaçındığı oranda, formun yapısal ve grafiksel bütünlüğüne yaslanan bir anıtsal etki hep yanı başındadır. O yüzden Serra’nın metal levhaları fazlasıyla rahatsız edici, metafiziksel ve varoluşsal bir niteliğe sahiptir. Özellikle düz duvar ya da düzensiz sıralar ya da yükselen, alçalan, eğimli dar geçitler hâlinde düzenlenmiş devasa levhalardan oluşan ve bir labirenti andıran düzenlemeler, kaotik bir niteliğe bürünür. Israrlı bir şekilde de izleyiciye heykelin tehditkâr uzamını duyumsatır. Bu süreçte de zaten, heykelin aurası, ağır kütle gerçekliği dolayımında psikolojik ve düşünsel bir yoğunlaşma içine girer.
MINIMALIZM / 4 BOOKS
Daniel Marzona, Minimal Art, Tashen Deutschland, 25. Edition, German, Hardcover, 200 pages, 2009.
James Meyer, Minimalism / Art and Polemics in the Sixties, Yale University Press, English, Paperback, 340 pages, August 2004.
Minimalism, Edited by James Meyer, Phaidon Press, English, Soft Cover, 200 pages, June 2010.
Minimalism, Edited by James Meyer, Phaidon Press, English, Paperback, 304 pages, March 2005.
MİNİMALİZM / DAVID BATCHELOR
David Batchelor, Minimalizm (Modern Sanat Akımları Serisi), Çeviren: Tüles Üresin, Dizi Editörü: Talha Lafçı, Karton Kapak, 95 sayfa, Türkçe, Hayalperest Yayınevi, Birinci Baskı, Mart 2025, İstanbul.
İlk baskısı Tate Publishing tarafından 1977 yılında yapılan Minimalizm, 2025 yılında Hayalperest Yayınevi tarafından Türkçe olarak da basılmıştır. (1) Ressam ve yazar David Batchelor tarafından kaleme alınan bu kitap, bir akımı genel gelişimi ve temsilcileri bağlamında, ortalama okur için hazırlanan yayınlardan ayrıştıran yanıyla oldukça dikkat çekici bir çalışmadır. Hal Foster, Benjamin H.D. Buchloh, Rosalind Krauss ve Michael Fried gibi sanat yazarları tarafından ayrıntılı bir şekilde ele alınan Minimalizm, David Batchelor’un daha farklı bir bakış açısında, görsel niteliğin ve bütünlüğün tesisi ile malzeme ya da nesnenin temsil ve değişimi gibi bağlamlar üzerinden ele alınan iki ana bölümlü bir çözümleme düzleminde ilerler. Akımı temsil eden beş sanatçının (Carl Andre, Robert Morris, Donald Judd, Dan Flavin ile Sol LeWitt) yaklaşım farklılıklarını oluşturdukları terimler, kavramlar ve uygulama esasları üzerinden karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirir. Özellikle minimalist sanat tanımlarında beliren anlam, duygu, psikolojik etki gibi sorunlu alanlara girmekten çekinmeyerek, kısa süren ve/fakat etkinleri uzun sürecek olan bir sürecinde yaşanan özdeşlikleri ve farklılık görüntülerini nedensellik tartışmasıyla açıklamaya çalışır. “Metinler ve Bağlamlar Üzerine” adlı son bölümde ise, Richard Serra ve Eva Hesse gibi post minimalist evrede gelinen noktayı ve minimalist sanata yönelik radikal eleştirilerin üzerinde durarak, özellikle Anna Chave tarafından yöneltilen olumsuzlayıcı bakışa vurgu yapar. (2) 1997 yılı itibariyle sanat literatüründe gerçekleşen minimalizm hakkındaki önemli yayınları da tarayan bir kaynakça ile tamamlanan bu çalışma; kapsamlı içeriği, kullandığı akıcı dili, isabetli görünen tespitleri ve çok sayıda nitelikli görsel desteğiyle temel bir başvuru kaynağı olarak karşımızda duruyor.
1 David Batchelor, Minimalism (Movements in Modern Art), Powerback, 96 pages, English, Tate Publishing, First Edition, 1997, London.
2 See. Ann C. Chave, “Minimalism and the Rhetoric of Power”, Arts Magazine, Issue: 64, September 1990, pg. 44-63.
MINIMALISM / MINIMALIST SCULPTURE
saglamart; dinamik bir anlayış ile hareket eden, kültür-sanat ortamındaki olay ve olgulara, sanatçı tavırlarına, yapıtlara ve yayınlara odaklanan bağımsız bir yayın etkinliğidir. Tüm hakları saklıdır. Görüntü ve yazılar izinsiz kullanılamaz. / saglamart is an independent publishing initiative driven by a dynamic vision, focusing on events and developments in the cultural-artistic landscape, artist perspectives, works, and publications. All rights reserved. Images and texts cannot be used without permission.
