GÜLAY YAŞAYANLAR & MÜMTAZ SAĞLAM
Minimalist sanatçılar üç boyutlu denemelerle resmi ilişkilendirir. Sanatsal ifadeyi aşkın bir düzenlemeye taşıyan bu biçimlendirme, bütüncül bir kavrayışın bir mekân, derinlik, denge ve düzenleme şekli olarak aşırı modern bir niteliğe kavuşur. Bu hâliyle geometrik soyut anlayıştan farklı bir alana çekerek, ilişkisel durum ve denge arayışıyla yalın bir biçimsellikle yüzleşmeyi ve tekrarı, yöntemsel durum ve ilişkiselliği savunur.
Örnekse Donald Judd, 1960’lı yılların ilk yarısında, duvara bağlı kutu sıraları gibi birbirine benzer formları belirli aralıklarla, tekrara dayalı bir yerleştirme ve düzen oluşturma hareketi içerisindedir. (Bkz. Stacks) Bu eylem, anlam olasılıklarını devre dışı bırakma çabası olarak da değer kazanır. Dan Flavin de benzer bir şekilde ışık tüplerini yine duvarla ilişkili bırakarak, basit form düzeniyle anlama direnen yaklaşımını sürdürür. Burada tekrarlanan formun, nesne olarak taşıdığı işlev ve anlamın kullanım değeri ıskalanırken, istif düzeni ve biçim disiplinine bağlılık, minimal estetikle baş başa kalır. Dolayısıyla tekrar edilen veya takdim edilen nesnenin dolayımsız bir boyutta soyut, tekil ve mesafeli yalnızlığı ile bir yapısal söylemsel tercih olarak kavramsallaştırma eğilimine girdikleri açıktır.
Donald Judd’un resimsel dilinin ve imge stratejisinin gelişimi esasında, resmin geç modern bir dönüşümle nesne boyutuna kavuşmasıyla ilgilidir. 1960’lı yılların ilk yarısında bu tespiti, düz yüzeyin, hareket ve imgenin şekillendirilmiş metal yüzeye ve kıvrımlara ulaştığı yalınlaşma ve nesnel süreci ile açıklanması mümkündür. Resim burada, Donald Judd’un deyimi ile belirlenmiş nesneye ya da heykele dönüşmektedir. Bu eleştirel bir soyutlama, araştırma ve estetik bir oyun olarak da tanımlanabilir aslında. Judd’un sıralı kutulardan oluşan duvar heykeli; düzen, disiplin ve denge koşullarına uygun bir yapılanma içinde, boşlukla girilen boyutlandırma ile heykeli tamamlayan bir girişimdir. Dolayısıyla burada aralıklı nesne düzenini çevreleyen, boşluğun kültürel bir alan etkisi yapıp yapmadığı, heykele psikolojik bir boyut katıp katmadığı konusu tartışmalıdır. Çünkü, heykeli oluşturan unsurların iç mekân dolayımı, malzeme nötrlüğü, ötelenmiş, tıpkı Morris’in de duyumsadığı gibi, tekrara ve ritme sadık kalan bir görselliklikle yetinilmiş gibidir.
Tam da bu noktada, geometrik form tekrarı ve yoğunluğuyla imgesel bir bütünlüğe ulaşan ve fakat resimsel yüzey-doku ve renk alanlarıyla bu yaklaşımı çeşitleyen ve duvar yüzeylerine taşıyan Soll LeWitt’in iyice farklılaştığı örülür. LeWitt, ritim ve tekrar meselesini, örüntü oluşturan alternatif boyutlandırma deneyleri ile daha psişik ve kültürel bir içerimle adeta katmanlar ve mekânda kurulan dolayımsız ilişkiye de mekanı özgü çeşitlenen ve çoğalan çözümler üreterek yine farklılaşmayı tercih eder.
Benzer şekilde Richard Serra‘nın tekrarla ve ritmik kıvrımlarla süreklilik oluşturan metal levha düzenlemeleri de, metalin nesnel anlam ve ayrımlarını da içeren bir bütüncül alan oluşturma çabası, anıtsal boyutlara ulaşma sürecine evrilir. Başlangıçta malzemenin nitelikleri, sözgelimi paslı yüzey gerçekliği dışında biçimlenen ve sert yüzeyin karakterini vurgulayan yegane dışsal motiftir burada. Heykel düzeni daha çok malzemenin temsil ettiği hareketin imkânsız sürekliliğine, dev boyutlu gerçekliğine, kıvrımlarla oluşturulan geometrik süreklilik estetiğine adanmıştır sanki. Etki bütünlüğü ve sürekliliği Serra’da zaten bir dil ve anlam bütünlüğüne dönüşerek mekânsal dinamikleri zorlayan, malzeme deneyimine odaklı imkânsız bir görselliğe evrilmiştir.
NOT
içsel bir zorunluluk hâline gelen düzen oluşturma fikri ve çabası
Yapısal düzenin, hikâye bağlantılarının ve olasılıklarının reddine dayalı önceliği, nesnenin-formun soyut ve basitlik derecesinde yalıtılmış hâline, yalnızlığına işaret etmekten başka bir anlam bırakmaz ortada. Tekrara dayalı düzenin yarattığı ritmik görsel etki-estetik; modüler biçim-desen örüntülerine kavuşarak kendine ilişkin bir durum arama çabasının karşılığı gibidir. Merkezsiz ve eşzamanlı kütle, nesne ve imge tekrarı, sıralı düzen estetiği ızgara veya modüler form ile yüzeyin inşası minimalist tavır ve düşünceye rasyonel bir mantık ya da gerekçe oluşturmak için önemsenmektedir burada. Kimi sanatçılarda bu durumun form tekrarıyla bir kompozisyona dönüşen düzen fikri geliştirme çabasının giderek içsel bir zorunluluk hâline gelerek kendi kişisel üslûplaşma süreci içinde Minimalizmin içerimini zorladıkları bile görülür. Keza Sol LeWitt’in renkle zenginleşen form-motif kullanımı en etkili bir şekilde bu gerçekliği örneklemektedir.
notlar
1 Hal Foster, Gerçeğin Geri Dönüşü / The Return of the Real, Çeviren: Esin Hoşsucu, Ayrıntı Yayınları, Mayıs 2009, İstanbul. sf. 74.
2 Rosalind Krause, Modern Heykelin Dehlizleri / Passages in Modern Sculpture, Çeviren: Sibel Erduran, Everest Yayınları, Ekim 2021, İstanbul.
Gülay Yaşayanlar & Mümtaz Sağlam Copyright © Mart 2026, Tüm hakları saklıdır..
COLLECTION EXHIBITION
Exhibition view from Minimal, Bourse de Commerce – Pinault Collection, 2nd Floor: Materialism, Gallery 5.
EXHIBITION CATALOGUE
Minimal, Editor: Jessica Morgan, Contributors: Emma Lavigne, Jessica Morgan, Jean-Pierre Criqui, Frances Morris, Alexandra Bordes, Clara Meister, Teresa Kittler, Nicolas-Xavier Ferrand ve Alexis Lowry, Pinault Collection & Éditions Dilecta, Paris, 2025.
4 ESSAYS ON MINIMALISM / BY GÜLAY YAŞAYANLAR & MÜMTAZ SAĞLAM
MINIMALIST ARTISTS
DONALD JUDD
Donald Judd (1928-1994) Resimden heykele yönelen ve radikal deneylerle duvara monte edilmiş birkaç özdeş unsurdan oluşan eser serilerini, 1965 tarihli manifestosunda kullandığı terime uygun olarak “özgül nesneler” olarak niteler. Judd’un aşırı sade ve radikal bir soyutlama anlayışıyla oluşturduğu işleri, mesafeli bir alan etkisine sahiptir. Nesneleri mekân ile olan iletişiminde eşdeğer bir ilişkisellik içinde kurgulayan Judd, biçim ve yapısal oluşdan kaynaklı, minimalist ve rahatsız edici bir düzlem yaratma öngörüsü içindedir. Dolayısıyla algılanabilir olanın nedenselliği ve tekdüzeliği üzerine bir sorgulama potansiyeli yaratarak meşrulaşan minimal aşkınlık ruhunu, nesne ve mekâna yayar. Soyut ve muğlak bir ilişkisel ortamda şeylerin ve düşüncelerin neden olduğu duyusal algıyı geri çekerek, saf görüntünün yaydığı genleşmiş bir katılığı estetik mizansen içinde yeniden oluşturur. Sert hatları ve köşeli sınırlarıyla Donald Judd sürekli tekrar eden yeni imkânsız biçimler dolayımında, algılanan tutarlık ve içkinlik düzleminden geriye hiçbir şey bırakmaz.
ROBERT MORRIS
Robert Morris, (1931-2018) He radically simplified and developed the concept of minimalism that emerged in New York in the early 1960s. Having begun his career as a painter, he adopted a new style consisting of sculptural installations and, through a series of published articles, helped to define the minimalist movement… In fact, his approach challenges traditional art-historical classifications and movements. It is evident that he views his artistic practice as a single, coherent work, an ongoing project, and a sustainable, philosophical-artistic experiment. All his works aim to create a complex, sometimes paradoxical space, independent of the medium used; and this space restores to the viewer processes of experience and perception that seem inaccessible today. In fact, these works, which concern the relationship between the visible and the known, are shaped by philosophical scepticism, prioritising a variable principle of representation based on experimental propositions. Despite his methodological rigour, Morris’s practice is therefore highly subjective, imbued with intense introspection and an emphasis on the quest for selfhood.
DAN FLAVIN
Dan Flavin (1933-1996) Floresan ışık huzmeleriyle çalışması ve radikal ve yenilikçi heykelleriyle Minimal Sanat’ın öncülerinden biri sayılır. 1960’lı yılların ilk yarısında sadeliği ve tekilliği öneren, biçimselliğini ve dolayısıyla kendini öne süren, bağımsız nitelikleri bünyesinde barındıran gizemli bir maddeselliğe sahip floresan ışıkla deneyler yapar. Bu malzemeyle gerçekleştirdiği radikal derecede basit ve dönüştürücü ışık enstalasyonları ile yeni bir açılıma sürüklenir. Pinault Koleksiyonu’nda bulunan to Don Judd (1964) adlı eseri, alternatif çapraz halde düzenlenen neon ışıklardan oluşur. Burada, duvar boyunca uzanan çapraz, endüstriyel estetik, malzemenin duyusallığı ve ışığın yoğunluğunu bir araya getirerek, izleyicinin mekan algısını değiştiren ve bakışlarını çeken, hissedilebilir bir enerji duygusu aktarılır. Bu çalışma, Flavin’in mağazalarda bulunan aplikler ve genel floresan tüpleri ilk kez sistematik olarak kullandığı çalışmadır. Günlük bir nesneyi sanat eserine dönüştürerek ve mekânsal deneyimi yeniden yapılandırmaktadır.
SOL LEWITT
Sol LeWitt (1928-2004) Minimal Sanat’ın önde gelen isimlerinden biri olan LeWitt, “yapılar” olarak adlandırdığı duvar çizimleri veya geometrik heykelleriyle tanınır. LeWitt, yapılarının birden fazla varyasyonunu oluşturarak, alüminyum, metal veya beton gibi endüstriyel malzemelerle geometrik ve matematiksel bir sistemi keşfeder. Kavramsal Sanat’ın evriminde de kilit bir figür olan LeWitt, bu yapıların fikrini, şemasını ve planlamasını sanat eserinin kendisi olarak ısrarla vurgulamıştır. Bunu yaparken, heykellerin gerçek uygulaması – nesnelerin kendileri – yapının kavramına göre daha az önemlidir.
RICHARD SERRA
Richard Serra (1938-2024) Anıtsal heykelleriyle tanınan Post Minimalist bir sanatçıdır. Uzayda bükülen ya da kıvrılan yalın ve sürekli yüzeyler oluşturmak için çelik gibi endüstriyel malzemeleri kullanır. İzleyiciyi heykelin içine girmeye zorlayarak uzay ve boyut algımızı etkilemeye çalışır. Levha yüzeylerinde oluşan paslı dokular nedeniyle sanat pratiğinin kavramsal kökenlerine resimsel bir nitelik kazandırdığı görülür. Gösterişli olmaktan kaçındığı oranda, formun yapısal ve grafiksel bütünlüğüne yaslanan bir anıtsal etki hep yanı başındadır. O yüzden Serra’nın metal levhaları fazlasıyla rahatsız edici, metafiziksel ve varoluşsal bir niteliğe sahiptir. Özellikle düz duvar ya da düzensiz sıralar ya da yükselen, alçalan, eğimli dar geçitler hâlinde düzenlenmiş devasa levhalardan oluşan ve bir labirenti andıran düzenlemeler, kaotik bir niteliğe bürünür. Israrlı bir şekilde de izleyiciye heykelin tehditkâr uzamını duyumsatır. Bu süreçte de zaten, heykelin aurası, ağır kütle gerçekliği dolayımında psikolojik ve düşünsel bir yoğunlaşma içine girer.
MINIMALIZM / 4 BOOKS
Daniel Marzona, Minimal Art, Tashen Deutschland, 25. Edition, German, Hardcover, 200 pages, 2009.
James Meyer, Minimalism / Art and Polemics in the Sixties, Yale University Press, English, Paperback, 340 pages, August 2004.
Minimalism, Edited by James Meyer, Phaidon Press, English, Soft Cover, 200 pages, June 2010.
Minimalism, Edited by James Meyer, Phaidon Press, English, Paperback, 304 pages, March 2005.
MİNİMALİZM / DAVID BATCHELOR
David Batchelor, Minimalizm (Modern Sanat Akımları Serisi), Çeviren: Tüles Üresin, Dizi Editörü: Talha Lafçı, Karton Kapak, 95 sayfa, Türkçe, Hayalperest Yayınevi, Birinci Baskı, Mart 2025, İstanbul.
İlk baskısı Tate Publishing tarafından 1977 yılında yapılan Minimalizm, 2025 yılında Hayalperest Yayınevi tarafından Türkçe olarak da basılmıştır. (1) Ressam ve yazar David Batchelor tarafından kaleme alınan bu kitap, bir akımı genel gelişimi ve temsilcileri bağlamında, ortalama okur için hazırlanan yayınlardan ayrıştıran yanıyla oldukça dikkat çekici bir çalışmadır. Hal Foster, Benjamin H.D. Buchloh, Rosalind Krauss ve Michael Fried gibi sanat yazarları tarafından ayrıntılı bir şekilde ele alınan Minimalizm, David Batchelor’un daha farklı bir bakış açısında, görsel niteliğin ve bütünlüğün tesisi ile malzeme ya da nesnenin temsil ve değişimi gibi bağlamlar üzerinden ele alınan iki ana bölümlü bir çözümleme düzleminde ilerler. Akımı temsil eden beş sanatçının (Carl Andre, Robert Morris, Donald Judd, Dan Flavin ile Sol LeWitt) yaklaşım farklılıklarını oluşturdukları terimler, kavramlar ve uygulama esasları üzerinden karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirir. Özellikle minimalist sanat tanımlarında beliren anlam, duygu, psikolojik etki gibi sorunlu alanlara girmekten çekinmeyerek, kısa süren ve/fakat etkinleri uzun sürecek olan bir sürecinde yaşanan özdeşlikleri ve farklılık görüntülerini nedensellik tartışmasıyla açıklamaya çalışır. “Metinler ve Bağlamlar Üzerine” adlı son bölümde ise, Richard Serra ve Eva Hesse gibi post minimalist evrede gelinen noktayı ve minimalist sanata yönelik radikal eleştirilerin üzerinde durarak, özellikle Anna Chave tarafından yöneltilen olumsuzlayıcı bakışa vurgu yapar. (2) 1997 yılı itibariyle sanat literatüründe gerçekleşen minimalizm hakkındaki önemli yayınları da tarayan bir kaynakça ile tamamlanan bu çalışma; kapsamlı içeriği, kullandığı akıcı dili, isabetli görünen tespitleri ve çok sayıda nitelikli görsel desteğiyle temel bir başvuru kaynağı olarak karşımızda duruyor.
1 David Batchelor, Minimalism (Movements in Modern Art), Powerback, 96 pages, English, Tate Publishing, First Edition, 1997, London.
2 See. Ann C. Chave, “Minimalism and the Rhetoric of Power”, Arts Magazine, Issue: 64, September 1990, pg. 44-63.
saglamart; dinamik bir anlayış ile hareket eden, kültür-sanat ortamındaki olay ve olgulara, sanatçı tavırlarına, yapıtlara ve yayınlara odaklanan bağımsız bir yayın etkinliğidir. Tüm hakları saklıdır. Görüntü ve yazılar izinsiz kullanılamaz. / saglamart is an independent publishing initiative driven by a dynamic vision, focusing on events and developments in the cultural-artistic landscape, artist perspectives, works, and publications. All rights reserved. Images and texts cannot be used without permission.
