feyhaman ve otoportre: bir kendiyle yüzleşme deneyimi

MÜMTAZ SAĞLAM

Feyhaman Duran’ın 1911 tarihli erken dönem otoportresine, içinde bulunduğu ruhsal durumunun ve duygusallığın ifadesi olarak bakılabilir. Gelecek beklentisi ve hayalleri olan yenilikçi ve modern bir bireyin bakışı, idealizme dönüşen saf ve temiz boyutta sureti üzerinden yayılmaktadır. Resimden öteye, yeni bir hayat beklentisini ve zihniyet dünyasını açık eden temiz bir anlatı kurulmaktadır burada. Muktedir bakışını boyasal niteleme yoluyla sabitleyen sanatçı, sanki bir başkası olarak kendini tasavvur etmektedir. Üstelik narsisistik tutkularla bütünleşen bir duyumsamayla, bilinçdışına kayan bir söylemle bunu yapmaktadır. Erken döneme özgü bir aşırılığı karşılayan bir meydan okumaya dönüşen bu görsel nitelemenin; yaratıcı sürecin gelişimi için gerekli olan bir psiko-dinamik olarak görülmesi gerekir. Bu kompozisyonda figür-portre, mecazlardan arınmış idealleşen bir plastiğin katılığında donup kalmakta ve sanatçının bir hâl tercümesi olarak önümüzde durmaktadır.



Feyhaman Duran’ın otoportreleri, verilen pozun sınırlarını zorlayacak şekilde bakışı merkeze alan bir izlenimin peşinde biçimlenir. [1] Sanatçı, yoğun ve katmanlı boyasal bir düzlemde işlek fırça vuruşlarıyla kendi bedenini adeta yeniden inşa eder. Duygulu ve aynı zamanda kaygılı görünen psikolojik etkilerle başbaşadır. Küçük boyutlu yüzeyler üzerine farklı zamanlarda boyadığı çok sayıda otoportre, Türk resminde örneğini daha önce görmediğimiz dramatik bir kendilik gözlemi ve kendiyle yüzleşme deneyimi olarak nitelenebilir. 

Feyhaman Duran bu resimlerde, zaman derinliğinde yaşanan fizyonomik ve psikolojik değişimini adeta gözlemleyerek kayıt altına almaktadır. Rembrandt’ın otoportrelerini anımsatan bir şeklinde kendine poz vererek; doğrudan bir akışla psikolojinin zaman içindeki değişimini tasvir etmekte, kendiyle hesaplaşmanın verdiği güçle mağrur bir karakter olarak karşımızda durmaktadır. Burada biçimci normlara rağmen, yaşamakta olduğu sosyal ya da duygusal sapmaların, güncellenen bir bakış ve yorum deneyine dönüştüğü, başkalaşan bir niteliğe evrildiği kesindir. 

Bu kapsamda Feyhaman Duran’ın 1911 tarihli erken dönem otoportresine, içinde bulunduğu ruhsal durumunun ve duygusallığın ifadesi olarak bakılabilir. Gelecek beklentisi ve hayalleri olan yenilikçi ve modern bir bireyin bakışı, idealizme dönüşen saf ve temiz boyutta sureti üzerinden yayılmaktadır. Resimden öteye, yeni bir hayat beklentisini ve zihniyet dünyasını açık eden temiz bir anlatı kurulmaktadır burada. Muktedir bakışını boyasal niteleme yoluyla sabitleyen sanatçı, sanki bir başkası olarak kendini tasavvur etmektedir. Üstelik narsisistik tutkularla bütünleşen bir duyumsamayla, bilinçdışına kayan bir söylemle bunu yapmaktadır. Erken döneme özgü bir aşırılığı karşılayan bir meydan okumaya dönüşen bu görsel nitelemenin; yaratıcı sürecin gelişimi için gerekli olan bir psiko-dinamik olarak görülmesi gerekir. Bu kompozisyonda figür-portre, mecazlardan arınmış idealleşen bir plastiğin katılığında donup kalmakta ve sanatçının bir hâl tercümesi olarak önümüzde durmaktadır. Yüz yıl önce üretilen bir otoportrede duyumsanan değişim ruhuyla her zaman yeni duran bu otoportre, aynı zamanda kışkırtıcı bir içerik ve bakış diyalektiğinin gerilimini de son derece canlı tutmaktadır. Duran‘ın hırçın ve savruk boyamayla oluşturduğu bir diğer tarihsiz erken dönem otoportresinde ise, bu meydan okumanın yerini istek ve endişe paradoksuyla biçimlenmiş farklı bir yoruma bırakması son derece ilginçtir. 


gerçekçi bir karakter yaratma tutkusu

Otoportre pratiği aslında Feyhaman Duran da, beden-yüz sathında derinleşen, karaktere özgü ifadeyi yakalama ve yansıtma çabasına dönüşmüştür. Klâsik bakışı talep eden bir duruş ile, içtenlikli ve mesafeli bir bilgi akışı üzerinden kendini her defasında yeniden tanımlar gibidir. Bu bakımdan ansiklopedi ya da gazete ressamının yaklaşımını anımsatan bu eylem, plastik yetkinlikle birlikte giderek sıra dışı bir görselliğe kavuşur. Özellikle sanatçının yorgun, yaşlı ve düşünceli hâli, yüze yansıyan ifade ve anlamı yoğunlaştıran bir beden ya da suret gerçekliğine dönüşmektedir. 

Bilindiği üzere portre pratiği, gerilimli bir hatta sıkıntılı bir değişim hikâyesinin peşinde çeşitlenir. Otoportrede ise kendi yüzünün ötesine giden bir niteliğe bürünür. Yüzün değişen gerçekliğinin tespiti, açık bir şekilde bir onay ya da red psikolojisi arasında yaşanan tüm gerilimi aktarır. Yani, duygusal durumun belgesine dönüşen her portre, yüze yansıyan göstergelerle makul manipülasyon arasında gidip gelerek biçimlenir. Tıpkı Feyhaman Duran’da olduğu gibi; sert ve savruk bir görüntüyle ya da yorgun bir bakışla yetinilmekte ve nedense resim hızlı bir şekilde bitirilmektedir. 


Mümtaz Sağlam, Copyright © 2024 / All Rights Reserved.

Ayrıca Bakınız: https://saglamart.com/feyhaman-duran-otoportre

NOTLAR

[1] Feyhaman Duran (1886-1970) Mekteb-i Sultânî’deki öğrenimi sırasında ilk resim derslerini Viçen Arslanyan ve Şevket Dağ’dan alır. Ayrıca hüsnühat eğitimi de almıştır. 1908’de çalışma hayatına atılır, mezuniyetinden sonra ise Mekteb-i Sultânî’de Fransızca güzel yazı öğretmenliği yapar. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin faaliyetlerine 1909’daki kuruluşundan itibaren katıldı. Hidiv Abbas Halim Paşa’nın desteğiyle 1911’de Paris’e gönderilir. Académie Julian’da Jean-Paul Laurens ve Paul-Albert Laurens’ın atölyelerinde çalışır. Académie Julian ile aynı zamanda École des Arts Décoratifs’e devam etmiştir. 1913’te École des Beaux-Arts’da Fernand Cormon’un atölyesinde dersleri izlemeye hak kazandı. Birinci Dünya Savaşı çıkınca 1914’te İstanbul’a döner. 1916’dan itibaren Galatasaray Sergileri’ne katılır. 1919’da İnâs Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nde atölye hocalığına başlar. 1923 yılında bu kurumun Sanâyi-i Nefîse Mektebi’yle birleşmesinden sonra da, 1951’deki emekliliğine kadar burada görevini sürdürür. https://www.sakipsabancimuzesi.org/sanatci/269

[2] Feyhaman Duran, Otoportre, 1911, Tuval Üzerine Yağlıboya. 46×37 cm. (İstanbul Üniversitesi Feyhaman Duran Koleksiyonu)

[3] Feyhaman Duran, Otoportre, Tarihsiz, Tuval Üzerine Yağlıboya, 35 × 20.3 cm.