ferit edgü ve sanatçıları

MÜMTAZ SAĞLAM


Ferit Edgü, kendisine yakın bulduğu sanatçılar hakkında yazar ve oluşturdukları iç dünya temsili ya da hesaplaşmasının niteliği üzerinden onlara yaklaşır.[i] Sanatçıların; özellikle yalnızlık, yabancılaşma, acı ve ıstırap gibi varoluşçu temalara yakın durmasıyla ilgilenir. Edgü’nün bu kapsama giren yazıları, o yüzden mecazen karanlık bir alanda, tuhaf ve tekinsiz bir boyutta üretimde bulunan Fikret Muallâ, Abidin Dino, Semiha Berksoy, Yüksel Arslan, Komet ve Selma Gürbüz gibi sanatçılar üzerinedir. Dolayısıyla Edgü, dil ve söylem sürekliliğini koruyan, gizemli ve örtük bir ifade arayışı peşinde kurulan yazılarında; gözlemlerine öncelik veren, özellikle de ortak yaşanmışlıklara yaslanan ve anılarla genişleyen gerekçeli bir okumanın içindedir. Ancak bu şekilde; (aslında) sorunlu bir âleme dahil olabilmekte ve aynı muhayyel düzlemi paylaşabilme imkânını bulabilmektedir.


fikret muallâ

Ada Yayınları’nın ilk kitaplarından biri olan 1977 tarihli Çakallar, Ferit Edgü’nün zarif estetiğinden izler taşıyan başarılı bir yayıncılık örneğidir.[ii] Paris’te yaşayan Fikret Muallâ’nın 1953 yılı Nisan ve Mayıs ayında tepkisel bir dille oluşturduğu Jean Estéve Koleksiyonu’na ait siyah beyaz desenlerden oluşur. Orijinal hâli bir defter formatında bir araya getirilmiş bu desenleri niteleyen Çakallar adını Ferit Edgü koymuş; metninde geçen ve sövgü olarak kullanılan Les Heyénes/Sırtlanlar sözcüğünden hareketle bu adı vermeyi tercih etmiştir.  

Kitabın tasarımı, zihinlerdeki Fikret Muallâ imgesini ters yüz edecek şekilde sıra dışı ve etkili bir biçimsel kalite içindedir. Edgü, bu vesileyle eski dostuna büyük bir bağlılık göstermekte ve sahiplenme duygusuyla ona yaklaşmaktadır. Kaleme aldığı sunuya, Çakallar desenlerinin, Muallâ’nın  paranoya belirtileri içindeki ruh hâlini yansıtmayan radikal bir sertlik ve tepkisellik içinde yapılandırıldıldığını belirterek başlar. Çakallar desenleri, gerçekten de Muallâ’nın saplantılarının çizgiye dökülmüş bir hâlidir. Dolayısıyla çizimlere eşlik eden söz ve sövgülerin, onun kişilik yapısı hakkında sahici ipuçlarını barındırdığını söyler.

Edgü’nün Çakallar’ı, ayrı bir kitap çalışması olarak yıllar sonra (1995) Albastı Defterleri adıyla yeniden yayınlanır.[iii] Bu kitap, Çakallar’ın dışında yine 1953 tarihli ikinci bir defteri içerecek şekilde yeniden düzenlenmiştir. Albastı Defterleri’nin de sunu metnini kaleme alan Edgü, bu düzenlemeyi “Muallâ’nın iki dünyası” olarak niteler ve bu resimler için yeni bir durum tespiti daha yapmaya koyulur. Burada ayrıca uzun bir dönem analizi yapan Edgü, modern sanatın bir şizofreni olgusu olarak değerlendirildiği bakışın sorunlu olduğunu vurgulayarak; yenilikçi sanatın (özellikle Gerçeküstücülük ve Kübizm) temelini oluşturan düşünce ve duyarlılığı anlatmaya çalışır. Fikret Muallâ gibi alkol sorunu olan ve paranoyalar içinde yaşayan bir sanatçının resme sığınma nedenlerini ve ortaya çıkan tuhaf görselliği açıklamanın zorluğundan bahseder. İki defterde de yer alan canlılar, maymunlar ve sırtlanların, iç dökümünü andıran bir karabasan söylemi içinde metin-resimlere dönüştüğünü belirtir. George Grosz un eleştirel ve siyasi içerikli desenlerini anımsatan bu ifade tercihinin, aslında daha farklı bir automatisme’in ürünü olduğu tespitinin altını çizen Edgü; burada bilincin yok olduğunu, bilinçaltının ise kendini çizgiler ve sözcüklerle dışavurduğunu söyler.

Muallâ’nın Sırtlanlar (Çakallar)[iv] desenleri, sert ve ironik bir eleştiriyle yüklü birer kara anlatı örneğidir. Siyasal atıflarla simgesel bir insan-hayvan tipolojisi kurarak sırtlan olarak nitelenen karakterler yaratır. Etkili ve dinamik bir görselliğe sahip bu desenler, alışık olmadığımız ölçüde saldırgan, tepkisel bir taşlama hâlindedir. Kırık, yoğun ve akıcı çizgi yoğunlukları içinde yapılanarak, adeta fabl’ı andıran tuhaf ve sert bir anlatımı ustaca bütünler.


Abidin Dino

Abidin’i çağın en büyük illüstrasyoncusu olarak gören ve değerlendiren Ferit Edgü, 1977 yılında Dino’nun resimleri üzerine yedi parçalı bir düzyazı-şiir denemesi hazırlar. Abidin çizimlerini “acı tutanakları” olarak nitelerken[v], Edgü bu trajik beyan dolayımında bu resimlerde, bir tür hafifliğin ve yokluğun simgesi olan beyazlık ve varlığın simgesi olarak da siyah ile yaşamını ve hastalığını hafife alan bir alaysama bulur.[vi]

Dinonun resim dünyası; malzeme olarak kağıt ve mürekkepten oluşur. Bu tercihin kökeninde, geleneksel hat sanatına ve estetiğine duyulan ilgiyle Uzakdoğu’nun yine hattı andıran siyah-beyaz resimleri yer alır. Bir çizgi sanatı icra eden Abidin, deseni başlı başına bir sanat dili, üretim tarzı olarak kullanır ve benimser. Bu yüzden, pek çok tematik çalışma dizisi desen türünde, çizgi dilinin görsel olanakları, akışkan doğrudan ve samimi sürekli, yalın ve etkili ve samimi görselliği ile yetinilerek gerçekleştirilir. Çoğu kez bu pratik görselleştirme imkânını bir günlük tutma alışkanlığı içinde sürekli kılmış ve kullanmıştır. Yer yer tematik bağlam gereğince leke desteğiyle bu görsel etkiyi resimsel düzeyi ve bütünlüğe çekmesini bilmiştir. Böylece daha etkili, dinamik karşıtlıklar içeren ifadeci bir gerilim ve gerçekçilik etkisi elde ettiğini söylemek mümkündür.

Görüldüğü üzere Dino’nun sanatı, çizgi-desen türü ya da meselesi üzerinden tanımlanabilir. Kendi deyimiyle “bana ayrılan zamanı çizdim derken; bu dile olan güçlü ve özel ve özgün bağını dile getirir. Özellikle el ve yüz temalı çizimleri, bu çakışmanın çizgi ile yazılan şiirsel metinlerin izlerini taşır.[vii]  Zaten el sözcüğü ve formu, Abidin ile özdeş gibidir. Tutkuyla ve saplantılı bir şekilde bağlı olduğu eli fetişleştiren Abidin, her el çiziminin onu yansıtan bir portre olduğundan sık sık söz eder.[viii]

Edgü’nün Abidin’e karşı gösterdiği ilgi ise, sanki bir sıkı bir dostlukla birlikte, bu çok yönlü üretime duyduğu hayranlıktan kaynaklanır. Bu bir çeşit ona ulaşma, onu daha yakından tanıma ve anlama isteğiyle de ilişkili olabilir. Edgü, Abidin ve sanatı üzerine hazırladığı metinleri, bir tanıklığın belgesi olacak şekilde 2003 yılında bir araya getirir. Ölümünün onuncu yılına denk gelen bu tarihte, Abidin’in sürgünde yaşayan, sıla özlemi çeken yanına özellikle vurgu yapar.


yüksel arslan

1978 yılı Eylül ayında Ada Yayınları tarafından yayınlanan Yüksel Arslan/ Bir Dönem 1951-1961 adlı kitap, iki yakın dost (yayıncı-yazar Ferit Edgü ile çizer Yüksel Arslan) arasındaki 1976 yılında başlayan mektuplaşmalarda aşama aşama biçimlenir. Çok yazarlı bir çalışma olarak düşünülen bu kitabın adının ne olacağı, kimlerin yazacağı ve hangi yapıtları içereceği gibi hususlarda uzun sürecek olan bir görüş alışverişi başlar. Arslan, Paris’te kaleme aldığı 5 Ocak 1976 tarihli mektubunda İstanbul döneminde ürettiği resimlere yer vermeyi düşündüğünü açıkça belirtir. Keza 20 Haziran 1976 tarihli bir diğer mektubunun ardından aynı yılın Kasım ayına dek, yine bu konun işlendiği görülür. 1977 yılının Mart ayında kapakla ilgili bilgilerin, fiyatının tartışıldığı yeni bir sürece gelinir. Kitap Eylül ayında basılır. Mart 1979 yılında ise yayınlanan kitap vesilesiyle Bedri Rahmi Galerisi’nde etkili bir Yüksel Arslan sergisi düzenlenir.[ix]

1981 yılı başlarında ise, bu kez Arslan adı verilen ikinci kitabın hazırlıklarının başladığı, eser seçimi ile ilgili görüşleri tekrar paylaştıkları anlaşılmaktadır. Temmuz ayında kitabın boyutları, kâğıt seçimi, ikiye katlanmış sayfa kullanımı gibi konularda uzlaşma sağlandığı görülür. Edgü, hazırladığı düzyazı-şiir formatındaki metnin bir bölümünü basımdan önce, 23 Mayıs 1982 tarihinde Yüksel Arslan’a mektup eki olarak gönderir.[x] Hazırlığı üç yılı bulan Arslan adlı kitap 1982 yılında basılır.[xi]

Titiz ve uzun süren bir ortak çalışmanın ürünü olan kitabı Yüksel Arslan çok beğenir ve Edgü’nün metnini ayrıcalıklı bir değerlendirme olarak takdir eder. Edgü’nün düzyazı-şiir havasını yaratan metni; gerçenten de akıcı, okunur ve anlaşılır bir yapıya sahiptir. Arslan’ı tipik bir ressam olarak değil de, bir çizer-yazar olarak görmek gerektiğini, ressam sözcüğünü kullanmanın Arslan’ı nitelemede eksik kalacağını belirterek Arslan’ın desenlerini de anlatımcı karakteri önde olan metinsel bir yapı olarak niteler. Zaten bu yazı-çizim pratiği, karalama-kazıma ve silme edimiyle fazlasıyla plastik bir uğraş içinde biçimlenmek ve Arslan tarafından Arture sözcüğüyle nitelenmektedir.

Edgü; Arslan’ı ayrıca bir ikon sanatçısı olarak görür. 1960’lı yılların Arture serilerini oluşturan bu tuhaf âlem betimlemeleri, aynı zamanda bir tür illüstrasyondur. Kişisel tekniğini geliştiren Arslan, iç ya da dış dünyanın karmaşasını çelişkilerini resim resmeder, siyasal ve toplumsal gerekçeli bir tavır içinde bunu gerçekleştirir. Edgü, Arslan’daki illüstratif niteliğin önemine dikkat çekerek, bu yaklaşımın sürece yeni bir anlam kattığını, resmedilen düşüncenin bu şekilde aşıldığını ve sanata evrildiğini şiirsel bir dille net bir biçimde ifade eder. Metinde sözgelimi Arslan için “bulduğu tekniği geliştirmedi, tam tersine daha bir yoksullaştırdı” gibi bir söz ve tespitle meselenin özüne vurgu yaparak ve üç kuruşluk bir tükenmez kalem ile pek çok şeyin ifade edilebileceği gerçeğine dikkatleri çeker.

Edgü; sıra dışı akışı olan bu metni, kavramlarla düşünen bir sanatçı olarak dönemsel tespitler ve humour ögeleriyle yüklü bileşimlerin Arslan’ı Etkiler/Influences yeni birdiziye taşıdığını belirterek tamamlar.


selma gürbüz

Ferit Edgü’nün 2021 yılında genç yaşta kaybettiğimiz Selma Gürbüz için kaleme aldığı üç ayrı yazı, sanatçının resimleriyle birlikte yeniden yayınlanır.[xii] 2003 tarihli Büyüler&Tılsımlar adlı yazı, Gürbüz’ün masallarının düşsel dünyasını oluşturan yaratıkları, hayalet, cin ve perileri, karanlık ya da gri büyüleri konu edinen resimlerine odaklanır. Gürbüz’ün dünyasını, Siyah Kalem’in figürleriyle Karagöz’le, şamanlarla, falnâme ve yıldıznâmelerle ilişkilendirir. Özgün bir mitoloji ve etnografya bağlamında, karanlık bir geçmişten günümüze taşınan bu varlıkların dağınık hâlini, çelişkili bir bütünlük içinde değerlendirdiğini ileri sürer.

Edgü; esasen Gürbüz’ün yarattığı bu tılsımlı, mistik boyuta yakınlık duyarak özel bir çözümleme ve anlamlandırma çabası içine girer. Saklı ve durağan bir zamana ait olan bu resimler, ona göre farklı bir derinlik anlayışı içinde dizilen, gölge olarak betimlenen yabanıl varlıkları kapsar.

Yine uzun bir düzyazı-şiir düzeni içinde akan bu metin, Gürbüz’ün resimlerini çevreleyen referans alanıyla, karanlık ve tuhaf, düşsel bir evrenle uğraşır. Bulduğu aralıklardan bu evrene sızan suretlerle, gölgeler ve varlıklar âlemiyle, yani bu resmin potansiyel atmosferiyle ilgilenmeye başlar. Sözcüklerle dahil olduğu bu gerçeküstücü-fantastik bu uzamı, mevcut görselliği üzerinden baskıresim estetiğinin karanlığıyla ilişkilendirir.

2004 yılında kaleme aldığı Cin&Peri adlı metin, Gürbüz’ün siyah-beyaz imgeler halinde dizilen cin ve peri olarak nitelediği yaratıklarına bir bakış yöneltir. Ayrıca, Pagan kültüne atıflı bu incelemeyi tamamlayan kuşlar, ala kargalar, kuzgunlar, papağanlar, ankalar ve simurglara dikkati çeker. Gürbüz İçin Üç Yazı adlı, risale boyutundaki bu kitapçıkta yer alan üçüncü yazı, Uzun Gece, Uzun Yolculuklar adını taşır. 2012 tarihli bu yorum da aynı şekilde; resimlerin verdiği isimle kaleme alınmış, resmin kendi varoluş öyküsünün peşine düşen bir metindir. Bu şekilde resimle arasındaki boşluğun kalktığını, bir özdeşlik hâlinin oluşmaya başladığını düşünen Edgü, sanatçının dünyasına giriş yapmakta ve ısrarla orada bulunmayı denemektedir.

Üçüncü yazı aslında başlı başına bir şiir bütünlüğü, şiiri baskın hâle getiren bir yoğunluk ve düzen ya da dizilim içindedir. Ritmik sözcük tekrarlarının yarattığı ses ahengi, yine karanlıktan gelen bir duyumu ve imgelemi çağrıştırmaktadır burada.

Ferit Edgü’nün, Selma Gürbüz resmine yönelik metinleri, oluşturduğu paralel bir düzlemde bağımsız, kısa ve kopuk metin parçalarından oluşur. Duyumsadığı görsel verileri kullanarak, benzer bir dünyayı tasavvur etmektedir. Dolayısıyla alışılmış eleştirel bir yaklaşımdan öte, büyük oranda edebiyatın alanında kalan deneme ya da özgün şiirsel metindir bu.


Mümtaz Sağlam, Copyright © 2022, Tüm hakları saklıdır. / All Rights Reserved

Ayrıca Bakınız: https://saglamart.com/selma-gurbuz

[i]       Ferit Edgü (1936- ) 1950 kuşağı yazarlarındandır. Minimal öykünün önemli temsilcilerindendir. Varoluşçuluk ve gerçeküstücülükten etkilenmiştir. Özellikle ilk dönem öykülerine karamsar bir hava hâkimdir. Kendini arayan, hayatla yüzleşen bireyleri işlemeye özen gösterir. Kendine sade, kısa ve öz bir şekilde kurulan bir anlatım dili oluşturmuştur. Gençlik yıllarında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde öğrenim görmüş, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi olmuştur. Ayrıca Paris’te Academie Feu’da altı yıla yakın seramik eğitimi almıştır. Türkiye’ye döndükten sonra DATA adlı reklam şirketini ve Ada Yayınları‘nı kurmuştur. 1976-1990 yılları arasında etkin olan Ada Yayınları’nda, çağdaş Türk ve dünya yazarlarının, şairlerinin kitaplarını yayınlamıştır. Bir Gemide adlı kitabıyla 1979 Sait Faik Armağanı, Ders Notları ile 1979 Türk Dil Kurumu Ödülü, Eylül’ün Gölgesinde Bir Yazdı ile 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı. Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Füreya, Aliye Berger, Ergin İnan ve Selma Gürbüz gibi sanatçılar üzerine yayınlanmış kitapları vardır. 

[ii]      Fikret Muallâ, Çakallar, Sunu: Ferit Edgü, Ada Yayınları, Ekim 1977, İstanbul. Kitabın son sayfasında şu bilgilere yer verilmektedir: Bu kitabın dizgi, sayfa düzeni ve yapımı DATA Kuruluşu tarafından gerçekleştirilmiş ve 1977 yılının Ekim ayında, İstanbul’da, kaya Basımevinde, birinci hamur kâğıda, ofset sistemiyle 1000 adet basılmış ve 1’den 1000’e numaralanmıştır. Ayrıca, 6 adet kitap özel “Velin” kâğıda basılmış, bu kitaplara sanatçının metin-dışı birere deseni eklenerek, I’den VI’ya numaralandırılmıştır. (0694 numaralı nüsha’dan)

[iii]      Fikret Muallâ, Albastı Defterleri, Sunu: Ferit Edgü, Yapı Kredi Yayınları, I. Baskı, Ekim 1995, İstanbul.

[iv]      Bu yeni baskının da Sunu metnini kaleme alan Edgü, ilk Ada baskısına verdiği Çakallar adının hatalı olduğunu belirterek, bu metin-resimleri niteleyen gerçek başlığın Sırtlanlar olması gerektiğini beyan eder.

[v]      1967 yılında yaşadığı böbrek rahatsızlığı nedeniyle ameliyat olan Abidin, hastane günlerini günce formatında hem yazmış hem de Acıyı Çizmek adıyla resimlemiştir. İlk kez Paris’te sergilenen Acıyı Çizmek serisi, 1989 yılında Ada Yayınları tarafından kitap olarak yayınlanmıştır.

[vi]      Ferit Edgü, Abidin, Sel Yayıncılık, Genişletilmiş III. Basım, Şubat 2015, İstanbul, sf.39.

[vii]     A.g.k., sf.60.

[viii]     A.g.k., sf. 131.

[ix]      Bknz. Yüksel Arslan-Ferit Edgü / “Batı Kültürü Önünde Hiçbir Saplantım Yok” / Mektuplar, 1957-2008, Yayına Hazırlayan: Burak Fidan, Kitap Yayınevi,I. Basım, Ocak 2011, İstanbul.

[x]      Bknz. A.g.k.

[xi]      Ferit Edgü, Arslan, Ada Yayınları, Eylül 1982, İstanbul. Kitabın son sayfasında şu bilgilere yer verilmektedir: Renk ayrımı Işın Röprodüksiyon Sayfa düzeni Aydın Erkmen tarafından gerçekleştirilen bu kitap 1982 yılının Eylül ayında İstanbul’da Cem Ofset Matbaacılık Sanayii A.Ş.’de basılmıştır.

[xii]     Ferit Edgü, Selma Gürbüz İçin Üç Yazı, (Sanatçının Desenleriyle) Sel Yayıncılık/Geceyarısı Kitapları, I. Basım, Ocak 2013, İstanbul. Bu kitapta yer alan metinler, Gürbüz’ün farklı mekân ve zamanlarda düzenlediği sergileri için hazırlanan kataloglarda da yayınlanmıştır. https://selmagurbuz.com