antoine-ıgnace melling: mimari algı ve mekânsal duyumsama

MÜMTAZ SAĞLAM

Melling’in çizimleri ve resimlerinde aşırı ayrıntıcı betimleme tutkusu, salt mimari unsurlara yönelir. Bu bakımdan figüratif unsurların resme bir fazlalık olarak dahil olduğu hissi uyanır. Bir boyutlandırma, mekân bütünlüğünü ölçeklendirme ya da kıyaslama aracı olarak resme davet edilen figürler, resmin atmosferine bir katkı sağlamaktan uzaktır. Tipik bir mimari algı ve duyumsamanın şekilsi yorumuyla resim üreten Melling, oluşan durgun ve ölçülü tavrıyla resimlerine bir canlılık-hayat belirtisi verememiştir. Mekânın, mimari yapının görkemini betimleyen bir fetişizme kapılmıştır sanki…



1991 yılında Paris’te düzenlenen Seyyah-Sanatçı Antoine-Ignace Melling adlı serginin katalog metinlerinin yazarı Jacques Perot, Antoine-Ignace Melling’in sanat tarihi kitaplarında yer almayan, gerek yaşarken gerekse öldükten sonra dolambaçlı yollardan üne kavuşan bir sanatçı olduğunu belirtir. İlk kez Auguste Poppe’nin Boğaziçi Ressamları adlı kitabında bahsettiği Melling’in 1784 yılında Sultan III. Selim’in kız kardeşlerinden Hatice Sultan ile karşılaşması önemli bir dönüm noktasıdır.[i] İstanbul’da 1802 yılına dek geçirdiği dönem, Melling’in üslûbunun gelişmesini, isminin popülerleşmesini sağlamıştır.

Melling, İstanbul’a gelişinde önceleri Rus elçisi Bulgakoff’un himayesinde çalışmaya başlar. Danimarka Sefareti’nin Büyükdere’deki konutunda gerçekleştirdiği bahçe düzenlemesi dikkatleri üzerine çeker. Hatice Sultan ile bu vesileyle başlayan iş birliği sonucu, Topkapı Sarayı’nın en mahrem bölümlerinde bile çalışma olanağı yakalayan ayrıcalıklı bir isim haline gelmiştir. Bu şekilde sarayda yapım ve dekorasyon işlerinde tam yetkili hale gelen Melling, hızla Türkçe öğrenerek Hatice Sultan ile Latin harfleri üzerinden özel bir iletişim kurar.[ii] Melling ile Hatice Sultan’ın bu yazışmaları (tarihsiz) bir belge olarak günümüze ulaşmıştır.[iii]


mimari mekânı öne çıkaran bir anlatım

Adı daha çok mimari çalışmalarla ve dönemin İstanbul sosyetesi ile olan ilişkilerle anılan Melling’in İstanbul’un değişik bölgelerine yönelik gravürleri ve resimleri de epeyce önem arz eder.[iv] Mimari formasyonunun da desteğini arkasına alan sanatçı, bugün birer belge değeri de içeren çok sayıda resim üretmiştir. Perspektif bilgisinin ve çizgi kalitesinin ürünü olan aşırı ayrıntıcı duyarlık, Melling’in birçok çalışmasını mimari etüt olarak nitelememizi de sağlar. Ancak bu, bir aşamadan sonra Melling tarzının-üslûbunun bir ayrıcalığı olarak değer kazanır.

Melling’in çizimleri ve resimlerinde aşırı ayrıntıcı betimleme tutkusu, salt mimari unsurlara yönelir. Bu bakımdan figüratif unsurların resme bir fazlalık olarak dahil olduğu hissi uyanır. Bir boyutlandırma, mekân bütünlüğünü ölçeklendirme ya da kıyaslama aracı olarak resme davet edilen figürler, resmin atmosferine bir katkı sağlamaktan uzaktır. Tipik bir mimari algı ve duyumsamanın şekilsi yorumuyla resim üreten Melling, oluşan durgun ve ölçülü tavrıyla resimlerine bir canlılık-hayat belirtisi verememiştir. Mekânın, mimari yapının görkemini betimleyen bir fetişizme kapılmıştır sanki…

İlginç bir biçimde Jean-Baptiste van Mour ile Melling’in İstanbul’a dair çizim ve resimlerinde bir üslûp yakınlığı dikkati çeker. Melling’den daha önce İstanbul deneyimi yaşayan van Mour; bu kenti resmeden öteki Batılı ressamlardan farklı olarak resmi bir söylemin, nakışresim geleneği ile alâkalı bir görsel düzenlemenin ya da betimleme ahlâkının temsilcisi gibidir.[v] Sarayla ilişkinin, tarihi ve toplumsal değeri olan olayların belgeci bir mantıkla, minyatürü andıran düzen ve istif duygusuyla, figür konusundaki belli çekincelerle ifade edildiği görülür. 1785 yılında İstanbul’a gelen ve saray aristokrasisiyle yakın ilişkiler kuran Melling de aynı şekilde çizgisel, basit, durgun bir ifadelendirmeyi figürü etkisiz kılan, olayı ve mekânı öne çıkaran bir tercihi görünür kılar. Melling’in mimarlık ve dekoratörlük alanında edindiği formasyonun da bu tercihi beslediği ortadadır. Boppe, “Osmanlılar van Mour ve Melling’lerin geleneğinden bir yaşamın tüm çekiciliğini, görkemini görebileceklerdir” derken yine de Melling’de duyumsanan sıkıcı ve monoton bir etkinin varlığından söz eder.[vi]

Her iki sanatçının da kompozisyon yaklaşımı ve yorumlama tercihlerinde açıkça gözlenen nakışresim ilgisi, bir rastlantı ya da aşırı yorum olarak nitelenebilir. Ancak bu durumun, Batılı ve gezgin sanatçıların belli ölçüde 18. yüzyılda İstanbul’da yüzleştikleri bu ifade geleneğine ve görsel mirasına gösterdikleri naif ilgi ve saygıdan kaynaklandığı da ileri sürülebilir.


Ayrıca bakınız: https://saglamart.com/michele-haddad-halil-serif-pasa

[i]      Bknz. Auguste Boppe, XVIII.Yüzyıl Boğaziçi Ressamları, Çeviren: Nevin Yücel-Celbiş Pera Turizm ve Ticaret A.Ş.Yayını, İstanbul, 1998 s.122-134.

[ii]     Osmanlı İmparatorluğu dair olayları, konuları kişileri ve kurumları tarihî anlatı formunda dile getiren Reşat Ekrem Koçu (1905-1975), Doğan kitapçılık tarafından yeniden yayınlanan kitaplarının on sekizincisinde Hatice Sultan ile Ressam Melling arasındaki ilişkiye yer verir. Kitaba adını da veren bu anlatı, sözü III. Selim’in inkılapçı tavrını destekleyen, zeki, güzel ve zarif kız kardeşi Hatice Sultan’a getirir. Harem dairesinden dışarı çıkma hususunda geniş bir özgürlüğe sahip bulunan Hatice Sultan kendi adına inşa edilen sarayın bahçe düzenlemesi işleri nedeniyle ressam, mimar Melling ile karşılaşır. Bir tavsiye üzerine başlayan tanışıklık Melling’i Sultan mimarlığı mertebesine taşıyan bir sürece dönüşür. Sarayın dekor işlerini tam randımanıyla istenilen şekilde yapabilmeyi Melling güzel ve sevgili sultanına Latin harflerini öğretir. Bundan sonra hem ikisi Latin harfleriyle yazılmış Türkçe mektuplarla muhabere ederler. Zaman içinde sultan III. Selim’in de takdirini kazanan Melling’in, Beşiktaş’ta bir saray yaptığı, ancak Sarayburnu’nda düşünülen saraya ise tam cesaret edemediği, hem de bozulan Osmanlı-Fransız ilişkileri yüzünden Melling’in görevlerinden uzaklaşmak durumunda kaldığı, Koçu’nun akıcı, renkli anlatımıyla hikâye edilmektedir. Koçu, 1934 yılında kaleme alındığı bu metinde belki ilk kez kamuoyuna sanat tarihimizin bu renkli anını, belli detaylarıyla açığa çıkarır. (I.Baskı: Türkiye Matbaası, 1934.) Reşad Ekrem Koçu; Hatice Sultan ve Ressam Melling (Tefrikalaşmış Hikâyeler-18), 2.Baskı, Ağustos 2003, Doğan Kitapçılık Yayınları, Ağustos 2003, İstanbul, sf.217-223.

[iii]    Jacques Perot, Frederic Hitzel, Robert Anhegger, Hatice Sultan ile Melling Kalfa-Mektuplar, Çeviren: Ela Gültekin, Tarih Vakfı Yurt Yayınları İstanbul, 2001.

[iv]     Antoine-Ignace Melling (1763-1831), Batılılaşma yönünde etkileri tartışılmış olan sanatçılardan biri de Fransız Antoine-Ignace Melling’tir. Mimar, peysaj mimarı, dekoratör ve ressam gibi vasıfları olan Melling’in İstanbul’a geliş ve İstanbul’da kalış tarihleri tam olarak belirlenmiş değildir. Melling’in 1785 yılında geldiği İstanbul’da 18 yıl kadar kaldığı tahmin edilmektedir. Bu süre zarfında daha çok Rus elçisinin himayesinde çalıştığı bilinen Melling, III.Selim’in (1789-1807) kız kardeşi olan Hatice Sultan vasıtasıyla Osmanlı Sarayı ile de ilişkiye geçmiştir. Bu kapsamda, Hatice Sultan’ın dostluğunu kazanan Melling, Ortaköy’de bulunan Hatice Sultan Sarayı’nın bahçe düzenlemesi ve dekorasyon işleriyle görevlendirilmiştir. Melling’in Osmanlı Sarayındaki itibarlı durumu, III.Selim tarafından verilen yeni yetki ve görevleri, 1798 yılında Fransızların Mısır’ı işgali nedeniyle sekteye uğramıştır. İstanbul’da yaşayan Fransız vatandaşlarının tutuklanmasına yol açan siyasi gerginlikten imtiyazlı bir durumu olan Melling’de etkilenmiş 1800 yılında tüm görevlerinden azledilmiştir. Ancak, III. Selim özellikle saray tipi yapıların (Çırağan Sarayı gibi) gerek inşası ve gerekse bahçe düzenlemesi aşamasında Melling’e danıştığı bilinmektedir. III. Selim’in iktidar döneminde özellikle mimari alanda önemli etkiler bırakan Melling’in 1802 yılında İstanbul’dan ayrıldığı iddia edilmektedir.

[v]     Jean-Baptiste van Mour (1671-1737) 1699 yılında Fransız elçisinin maiyetinde İstanbul’a gelen Vanmour, Osmanlı elçi kabul törenleri ile Lale Devri İstanbul’unu anlatan resimleriyle ve gravür tekniğiyle çoğaltılanresimlerden oluşan Osmanlı Kıyafet Albümü adlı koleksiyonuyla tanınır. Fransız Elçisi Marquis de Ferrol, Vanmour’a sipariş ettiği tabloları Paris’e döndükten sonra bir gravür albümü olarak yayımlamış; bu albüm tüm Avrupa’da büyük ilgi görmüş, tercüme baskıları yapılmış, başka sanatçılara esin vermiştir. Sanatçı ömrünün sonuna kadar İstanbul’da yaşamıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Jean-Baptiste_Vanmour)

[vi]     Nejla Arslan, “Osmanlı Sarayı ve Mimar Antoine-Ignace Melling”, Osman Hamdi Bey ve Dönemi (Sempozyum Kitabı), Tarih Vakfı Yurt Yayınları İstanbul,1993, s.113-119.