Hernan Bas, Da sola con Lisa, Detail, 2025, Acrylic and water and oil on linen. (Ca’ Pesaro – International Gallery of Modern Art)

collateral events in venice

must-see exhibitions in venice / venedik'te görülmesi gereken sergiler

GallerIe dell’AccademIa dI VenezIa

MarIna AbramovIć, TransformIng Energy, Curator: ShaI BaItel, GallerIe dell’AccademIa dI VenezIa, 6 MaY-19 Oct 2026.

Marina Abramović’s exhibition, held concurrently with the Biennale, is one of the most highly anticipated events; it spans the museum’s entire space and has the unique distinction of engaging both the museum’s permanent collection and Venice’s cultural identity. By addressing the energy of transformation -as a matter of temporal transition on a conceptual plane, and an encounter between the physical and the spiritual- Abramović seems to symbolize the radical shift of the fragile sensitivity she brings through a variety of performances. The relational dynamic she creates with Venice’s cultural heritage, for instance, draws inspiration from an arrangement described as a matter of change and transformation-one that writhes between classical perception, exemplified by Titian’s 1983 Pietà, and extreme quests. In this context, the exhibition is structured along a tension line formed by Abramović’s material and sexual understanding of the special dialogue she establishes with Venice. This approach, which incorporates the viewer’s physical participation and energy, as always, enriches and adds layers to Abramović’s current observation, keeping the possibility of participation and inner transformation alive.

Marina Abramović bienal ile eşzamanlı olarak düzenlenen sergisi büyük ilgi gören etkinliklerin etkinliklerden biri ve müzenin tüm alanlarına yayılarak hem mevcut koleksiyonla hem de Venedik’in kültürel kimliği ile temas eden bir ayrıcalığa sahip. Dönüşüm enerjisini, kavramsal bir zeminde zamansal geçiş, bedensel ve ve ruhsal olan arasındaki bir karşılaşma meselesi olarak ele alan Abramović , bir performans çeşitliliği içinde taşıyıp getirdiği kırılgan duyarlılığın radikal bir tavra dönüşünü adeta simgeliyor. Venedik kültür mirasıyla yarattığı ilişkisel durum, örnekse, 1983 tarihli Tizianu’nın pietasıyla örneklenen klasik algılama ile aşırı arayışlar arasında kıvranan bir değişim-dönüşüm meselesi ile açıklanan düzenlemeden esinler taşıyor. Sergi bu bağlamda Venedik ile kurduğu özel diyaloğun da Abramović ‘in maddi ve cinsel bir kavrayışının oluşturduğu bir gerilim hattı üzerinde yapılanmış durumda. İçine izleyicinin bedensel katılımı ve enerjisini de katan bu yaklaşım her zaman olduğu gibi Abramović ‘in mevcut gözlemini zenginleştiren ve katmanlı bir hale getiren, katılım ve içsel değişim olasılığını canlı tutuyor.

Ca’ Corner della RegIna, Santa Croce

Arthur Jafa & RIchard PrInce: HELTER SKELTER, CURATOR: NANCY SPECTOR, 9 May – 23 NOVEMBER 2026, FondazIone Prada, Ca’ Corner della RegIna, Santa Croce, VenICE.

Arthur Jafa and Richard Prince form an obvious pair. Both American artists draw on images from popular culture and mass media for use in their work. Curator Nancy Spector describes them in the exhibition notes as “image hunters”; she characterizes them as vultures who selectively sift through society’s relentless flood of images and visual stimuli, transforming what they find into art in the style of Marcel Duchamp’s ready-mades. This exhibition explores American culture by moving across various media, from photography and film to sculpture and painting. Both artists have produced works from opposite ends of the spectrum: Jafa has explored Black American identity throughout her career, particularly in her acclaimed film Love Is the Message, the Message Is Death (2017); Prince, meanwhile, has examined the raw reality of white America. The two artists collaborated for this exhibition, sharing visuals with one another and creating a fanzine that will be displayed alongside each artist’s new works.

Arthur Jafa ve Richard Prince, bariz bir ikili oluşturuyor. Her iki Amerikalı sanatçı da eserlerinde kullanmak üzere popüler kültürden ve kitle iletişim araçlarından imgeler çıkarıyor. Küratör Nancy Spector, sergi notlarında onları “imge avcıları” olarak tanımlıyor; toplumun amansız imge ve görsel uyarı selinden seçici davranan ve bulduklarını Marcel Duchamp’ın hazır nesneleri tarzında sanata dönüştüren akbabalar olarak nitelendiriyor. Bu sergi, fotoğraf ve filmden heykellere ve resme kadar çeşitli medya türleri arasında geçiş yaparak Amerikan kültürünü ele alıyor. Her iki sanatçı da spektrumun zıt uçlarından eserler üretti: Jafa, özellikle ünlü filmi Love Is the Message, the Message Is Death (2017) ile kariyeri boyunca Siyah Amerikalı kimliğini inceledi; Prince ise beyaz Amerika’nın çıplak yüzünü araştırdı. İki sanatçı bu sergi için iş birliği yaparak birbirleriyle görseller paylaştılar ve her sanatçının yeni eserleriyle birlikte sergilenecek bir fanzin oluşturdular.

San Marco ART CENTRE (SMAC)

Lee Ufan, CURATED BY JESSICA MORGAN, PRODUCTED BY DIA ART FOUNDATIONSan Marco ART CENTRE (SMAC), 9 May – 22 NOVEMBER 2026, VenICE.

The retrospective exhibition of South Korean artist Lee Ufan, who is celebrating his 90th birthday, held at the San Marco Art Center (SMAC), is one of the Venice Biennale’s collateral events. At the heart of the exhibition is a new site-specific work. Displayed across eight galleries, this exhibition takes visitors on a journey through Ufan’s career as one of the leading figures of the Japanese Mono-ha movement. One of the exhibition’s standout works is the sculpture Relatum (formerly Iron Field) (1969/2019), composed of iron rods embedded in sand; despite its sturdy structure, it appears as delicate and ethereal as a sea of seaweed. The exhibition concludes with new paintings characterized by bold brushstrokes and thick, mineral-toned color bands.

90 yaşını kutlayan Güney Koreli sanatçı Lee Ufan’ın San Marco Sanat Merkezi’nde (SMAC) düzenlenen retrospektif sergisi, Venedik Bienali’nin yan etkinliklerinden biri. Serginin merkezinde, mekana özgü yeni bir eser yer alıyor. Sekiz galeride sergilenen bu çalışma, ziyaretçiyi Ufan’ın Japon Mono-ha hareketinin önde gelen isimlerinden biri olarak kariyerinin seyrine götürüyor. Serginin öne çıkan eserlerinden biri, kumun içine yerleştirilmiş demir çubuklardan oluşan ve sağlam yapısına rağmen yosun denizi kadar narin ve ince görünen Relatum (eski adıyla Demir Tarlası ) (1969/2019) adlı heykeli. Sergi, cesur fırça darbeleri ve kalın, mineral tonlarındaki renk bantlarıyla karakterize edilen yeni resimlerle sona eriyor.

The British artist of Kenyan origin, Michael Armitage (1984), is exhibiting his extraordinary and highly expressive figurative compositions -which are the product of a dynamic visual language and incorporate layered painting techniques- at Palazzo Grassi, in a programme running concurrently with the Biennale. These grotesque and carnivalesque compositions, which evoke feelings of violence, gentleness and distance all at once, present themselves as flamboyant, striking, even magical hallucinatory landscapes, despite their critical edge. Essentially, in many of his paintings -which seek to represent the dangerous journey of migrants in Africa, their often-fatal passage to Europe, and the disappointment experienced by those who succeed- Armitage, using direct expressions and drawing on allusions, creates a new language whilst navigating the boundaries of figurative painting, thereby conferring a distinctive character upon his synthesised approach to form. Meanwhile, the artist, who creates her paintings on traditional bark cloth, adopts an approach that makes direct use of the material’s natural irregularities (tears, holes, creases and rough textures). In this twilight universe defined by the interplay of yellow and purple, Armitage adopts an emotional and expressive stance; through evocative narratives, he consistently maintains a strange, provocative and potent imagery. Consequently, these reactive narratives -which draw inspiration as much from reality as from dreams, rendering time and space fluid through a disquieting ambiguity- engage with socio-political tensions, violence, the consequences of ongoing wars, corruption and instability in Africa, or contemporary issues such as the global migration crisis.

Kenya asıllı İngiliz sanatçı Michael Armitage (1984), dinamik görsel dilin ürünü olan, katlı boyamalar içeren, sıra dışı ve ifade gücü yüksek figüratif kompozisyonlarını Bienal ile eşzamanlı bir süreçte Palazzo Grassi’de sergiliyor. Şiddet, nezaket ve mesafe duygusunu aynı anda duyumsatan bu grotesk ve karnavalesk kompozisyonlar, eleştirel sertliğine rağmen gösterişli eve etkili hatta büyülü birer halüsinasyon manzarası olarak karşımıza çıkarılıyor. Esasen; hayalet figürler üzerinden göçmenlerin Afrika’daki tehlikeli yolculuğunu, genellikle ölümcül olan Avrupa’ya geçişini ve başarılı olanların yaşadığı hayal kırıklığını temsil etmeye çalışan bir çok resminde, doğrudan ifadeler kullanan ve göndermelerden yararlanan Armitage, figür resminin sınırlarında dolaşan bir konumda yeni bir dil yaratmakta, sentezlediği biçimleme anlayışına ayrıcalık kazandırmaktadır. Bu arada; resimlerini geleneksel bir ağaç kabuğu bezi üzerine yapan sanatçı, malzemenin doğal düzensizliklerini (yırtıklar, delikler, kırışıklıklar ve pürüzlü dokular) doğrudan kullanan bir yaklaşıma sahiptir. Sarı ve mor ilişkisiyle belirginleşen bu alacakaranlık evrende, duygusal ve dışavurumcu bir tavır sergileyen Armitage; çağrıştırıcı anlatılar dolayımında yabansı ve uyarıcı ve etkili bir imgelemi hep devrede tutmaktadır. Dolayısıyla gerçeklikten olduğu kadar, rüyalardan da esinlenen, rahatsız edici bir belirsizliğe sahip zamanı ve mekânı akışkan hale getiren bu tepkisel anlatılar, sosyopolitik gerilimlerle, şiddetle, Afrikada süregiden savaşların, yolsuzluğun ve istikrarsızlığın sonuçlarıyla ya da küresel göç krizi gibi güncel meselelerle ilgilidir. 

LA GALLERIA PALAZZO CINI

David Salle is known for his paintings that juxtapose visual elements drawn from cartoon imagery, advertisements and art history. Using techniques such as montage and superimposition, he creates a world of simultaneous balance that establishes dynamic and even absurd relationships between independent images. Through solutions addressing the constant sequence of images and ideas that have become part of the collective consciousness in a media-dominated world—and thus influence our own sense of self—he produces humorous and even ironic interpretations within a continuous and simultaneous flow of thought, emotion and visual imagery. In this context, David Salle’s exhibition at the Palazzo Cini Gallery presents the final stage of a research into language and discourse that diversifies across a terrain formed by poetic juxtapositions, emphasising that everything in the painting exists in the present moment.

David Salle; çizgi film imgelerinden, reklamlardan ve sanat tarihinden aldığı görsel unsurları yan yana getiren resimleriyle tanınır. Montaj ve üst üste bindirme gibi teknikler kullanarak, bağımsız imgeler arasında dinamik ve hatta absürt ilişkiler kuran eşzamanlı bir denge dünyası yaratır. Medyanın egemen olduğu dünyada kolektif bilincin parçası haline gelen ve dolayısıyla kendi benlik algımızı etkileyen sürekli imge ve fikir dizilimi üzerine çözümlerle, sürekli ve eşzamanlı düşünce, duygu ve görsel akışta mizahi ve hatta ironik yorumlar üretir. David Salle, Palazzo Cini Galerisi’ndeki sergisinde de bu bağlamda, resimdeki her şeyin şimdiki zamanda var olduğunu belirterek, şiirsel yan yana getirmelerin oluşturduğu bir zeminde çeşitlenen bir dil ve söylem araştırmasının son evresini takdim etmektedir.

Ca’ Pesaro – GallerIa InternazIonale d’Arte Moderna

Hernan Bas: The VIsItors, Curator: ElIzabetta BarIsonI, 7 May- 30 AUGUST 2026, Ca’ Pesaro – GallerIa InternazIonale d’Arte Moderna, Santa Croce, VenICE.

Inspired by Venice, where he lived for a time, Bas presents an exhibition at Ca’ Pesaro that centers on tourists placed in both imaginary and real settings. The body of new works he has created reflects figures situated in shifting spaces—ranging from historic sites, sacred spaces, and dark places to sterilized versions of the natural world. He highlights places that have become painful stops along the way—ranging from tourist clichés to dark tourism destinations like Chernobyl, Alcatraz, and the Aokigahara Forest—and views them as tourist traps designed to deceive, mislead, or disappoint, thereby further emphasizing the fundamental disconnect between visitors and the worlds they traverse. Furthermore, Hernan Bas has long explored the complexity of personal identity through narrative works brimming with humor, corruption, bizarre effects, and layered codes, using figures suspended in moments where the ordinary transforms into the extraordinary. In The Visitors, this sensibility is directed outward. Like in Bas’s previous works, these new figures navigate the liminal spaces that emerge between curiosity and arrogance, encounter and transgression, experience and spectacle.

Bir süre ikamet ettiği Venedik’ten ilham alan Bas, hem hayali hem de gerçek ortamlara yerleştirilmiş turistleri merkeze alan bir sergiyle Ca’ Pesaro’da. Oluşturduğu yeni eserler bütünü, tarihi mekanlar, kutsal alanlar, karanlık yerler ve doğal dünyanın sterilize edilmiş versiyonlarından oluşan değişken alanlardaki figürleri yansıtıyor. Turistik klişelerden , Çernobil, Alcatraz ve Aokigahara ormanı gibi karanlık turizm destinasyonlarına kadar uzanan, acıyla geçilen ve güzergahlarda durak haline gelen yerleri vurguluyor; ziyaretçiler ile geçtikleri dünyalar arasındaki temel kopukluğu daha da vurgulayan, aldatmak, kandırmak veya hayal kırıklığına uğratmak için tasarlanmış turistik tuzaklar olarak değerlendiriyor. Ayrıca Hernan Bas, uzun zamandır mizah, yozlaşma, tuhaf etkiler ve katmanlı kodlarla dolu anlatı eserleriyle, sıradan olanın olağanüstüye dönüştüğü anlarda askıda kalmış figürler aracılığıyla kişisel kimliğin karmaşıklığını araştırıyor. The Visitors/Ziyaretçiler‘de bu duyarlılık iyice dışa doğru yöneliyor. Bas’ın önceki eserlerindeki gibi, bu yeni figürler de merak ve kibir, karşılaşma ve ihlal, deneyim ve gösteri arasında beliren ara eşiklerde geziniyor.

The artist, who constructs a radically distinct conception of sculpture within an approach that questions the concepts of time, mass and surface, abstraction and representation, is presenting his works—constructed using garments—for the first time at the Palazzo Fortuny. Wurm’s sculptural installations, dating back to the second half of the 1990s, possess an action-oriented quality realised through everyday objects. The human body, associated with ephemeral, everyday, and manipulated gestures, attains a visual language and quality that distinguishes it as sculpture. This approach lends a critical, humorous dimension through the use of anthropomorphised body parts. This provocation actually has a background that touches upon more intellectual and psychological issues. It is also an attitude developed in response to social pressures. It is a radical approach that creates a visual opportunity to highlight the tension between the absurd and reality, or that peculiar sense of emptiness. Sculpture as a transient experience. Wurm’s art is a dream world that explores the tension between the body and the psychological dimension of the subconscious, featuring legs, arms and feet arranged in brackets in strange and precarious positions, supported by cushions made from human limbs. Dreamers focuses specifically on clothing as a sculptural extension of the body. The series he calls ‘Backups’ creates garments devoid of the human figure. These are described as monuments to absence. Conceived as a shell, these sculptures inhabit an unsettling environment created by layered memories and new meanings situated in a liminal space, and possess a certain power. The Dreamers exhibition presented at Fortuny consists of architectural organisms that coalesce within the sensitive interplay of objects and environments. The ironic and intellectual deviations evoked by hollow forms highlight the precariousness of the present as the result of a controlled, unstable gaze.

Zaman, kütle ve yüzey, soyutlama ve temsil kavramlarını sorgulayan bir yaklaşım içinde belirginleşen heykel kavrayışını radikal farklılıklarla inşa eden sanatçı, giysi-elbise kullanımıyla yapılanan çalışmalarını Palazzo Fortuny’de ilk kez sunuyor. Wurm’un geçmişi 1900 doksanlı yılların ikinci yarısını bulan heykel yerleştirmeleri, günlük nesnelerle gerçekleştirilmiş eylemsel bir niteliğe sahiptir. Geçici, gündelik, manipüle edilmiş hamlelerle ilişkilendirilen insan bedeni, heykel olarak farklılıklar gösteren görsel dil ve kalitesine ulaşır. Antropomorfize edilen beden parçalarıyla eleştiren mizahi bir boyut kazandırır bu yaklaşıma. Bu uyarımı aslında daha düşünsel ve psikolojik sorunlara temas eden bir arka plana sahiptir. Ve sosyal baskılara bir yanıt olarak geliştirilen bir tavırdır aynı zamanda. Saçma olan ile gerçeklik arasındaki gerilimi ya da tuhaf boşluk hissini vurgulayan görme imkanı yaratan radikal bir yaklaşımdır. Geçici bir deneyim olarak heykel. Garip ve güvencesiz pozisyonlarda düzenlenmiş parantez içinde bacaklar kollar ayaklar, insan uzuvları tarafından desteklenen yastıkların, beden ile bilinçaltının psikolojik boyutu arasındaki gerilimi araştıran bir rüya dünyasıdır Wurm’un sanatı. Dreamers, özellikle bedenin heykelsi bir uzantısı olarak giysilere odaklanır. Yedekler adını verdiği seri, insan figüründen yoksun giysiler oluşturur. Bunlar yokluk anıtları olarak nitelenir. Bir kabuk olarak tasavvur edilen bu heykeller ara eşikte konumlanan katmanlı anıların ve yeni anlamların yarattığı tekinsiz bir ortama sahiptir ve güce sahiptir. Fortuny’de takdim edilen Dreamers sergisi bu bağlamda nesnelerin ve ortamların duyarlı ilişkisinde bütünlenen mimari organizmalardan oluşur. Kof biçimlerin çağrıştırdığı ironik ve düşünsel sapmalar kontrollü bir istikrarsız bakışın sonuçları olarak gugünün güvencesizliğine vurgu yapmaktadır.

PALAZZO MANFRIN 

This exhibition by Anish Kapoor brings together large-scale installations, architectural models and gleaming stainless steel sculptures. It reflects a remarkable body of work exploring themes and issues such as materiality, the object’s cycle, its sphere of influence, illusion and magical aura. Alongside monumental works such as At the Edge of the World (1998) and Descent into Limbo (1992), which are integrated into the space, the exhibition features examples from the artist’s sketchbooks and studio experiments. Completed projects are presented in dialogue with speculative proposals still in the planning stage. Among the new works is an immersive architectural environment, the size of a room, composed of silicone and paint, which reflects Kapoor’s current painting practice. It is designed and proposed as a space for both physical and psychological meditation. In this context, the exhibition highlights Kapoor’s experimentalism, his unrealised ideas, and the poetic tension between sculpture and architecture. Consequently, Palazzo Manfrin becomes not only a privileged venue for Kapoor’s works but also a new space he seeks to create for art, thought and perception.

Anish Kapoor’un bu sergisi büyük ölçekli enstalasyonları, mimari modelleri ve parlak paslanmaz çelik heykellerini bir araya getiriyor. Malzeme, nesnenin çevrimi, etki alanı, yanılsama ve büyüsel aura gibi durum ve sorunlar açısından görülmeye değer bir birikimi yansıtıyor. Özellikle mekânla bütünleşmiş At the Edge of the World (1998) ve Descent into Limbo (1992) gibi anıtsal eserlerin yanı sıra, sanatçının eskiz defterlerinin ve stüdyo deneylerinden örnekleri sergileniyor. Burada gerçekleştirilmiş projeler ile henüz proje halindeki spekülatif öneriler diyalog halinde bir arada sunuluyor. Yeni eserler arasında silikon ve boyadan oluşan, oda büyüklüğünde, Kapoor’un güncel resim pratiğini yansıtan sürükleyici bir mimari ortam da bulunuyor. Mekânı hem fiziksel hem de psikolojik bir meditasyon alanı olarak tasarlıyor ve öneriyor. Sergi bu bağlamda, Kapoor’un deneyselliği, gerçekleşmemiş fikirleri ve heykel ile mimari arasındaki şiirsel gerilimi ön plana çıkarıyor. Dolayısıyla Palazzo Manfrin, Kapoor’un eserleri için bir ayrıcalıklı bir mekân olmanın yanı sıra, onun sanat, düşünce ve algı için yaratmaya çalıştığı yeni bir alan haline geliyor. 

Punta della Dogana

Lorna SImpson, ThIrd Person, Curator: Emma LavIgne, 29 MarCH -22 NOVEMBER 2026, PINAULT COLLECTION, Punta della Dogana.

VISIT SITE

The exhibition brings together the artist’s works, which are primarily paintings but also include collages, sculptures, installations and films. Simpson, who creates fictional worlds and prioritises storytelling, is an artist who has established a distinctive critical language and discourse. His primary focus is on evoking memory whilst drawing attention to the instability of representation and narrative. Operating within a general state of unease, he prefers to navigate these ambiguous territories through groups of symbolic works. Moving largely through historical and political references, he presents dark landscapes. Furthermore, he links these landscapes to a dark imagery that transforms them into dreamscapes. On the other hand, Simpson’s works -created through photographic images, free association and a collage aesthetic- present a more experimental and conceptual appearance, whilst simultaneously expanding the possibilities of the same critical perspective and discursive language. Consequently, Simpson—operating within a hybrid visual field that combines ready-made materials with direct representation—exemplifies an approach that reveals searing realities through a vision of an unbalanced world.

Sergi sanatçının resim ağırlıklı olmak üzere kolaj, heykel, enstalasyon ve filmlerini bir araya getiriyor. Kurgusal dünyalar oluşturan ve hikâye anlatımına öncelik veren Simpson, eleştirel dil ve söylem ayrıcalığı elde etmiş bir sanatçıdır. Esas yoğunlaştığı konu, hafızayı canlandıran ama temsil ve anlatı istikrarsızlıklarına dikkatleri çekmekdir. Genel bir kaygı hali içinde simgesel eser grupları ile bu belirsiz bölgelerde hareket etmeyi tercih eder. Büyük büyük oranda tarihsel ve siyasal seferanslar üzerinden ilerleyerek karanlık manzaralar sunar. Dahası bu manzaraları rüya sahnesine dönüştüren karanlık bir imgeleme bağlar. Öte yandan Simpson’ın fotoğrafik görüntülerle, serbest ilişkilendirme ve kolaj estetiği ile oluşturduğu çalışmaları daha deneysel ve kavramsal bir görünüm içinde, yine aynı eleştirel bakışın ve söylemsel dilin olanaklarını genişletmektedir. Dolayısıyla hazır malzeme ile doğrudan temsil ve melezlenmiş bir görsel alanda hareket eden Simpson, dengesiz bir dünya tasavvuru ile yakıcı gerçeklikleri ifşa eden bir yaklaşımı örneklemektedir. 

OPEN SPACE

The two-part exhibition, held in a gallery building that was once a church, emphasises its identity intertwined with commerce; it adopts an approach that conceives these spaces as sites for the transmission of active historical remnants, where ancient forms of knowledge and ritual are reactivated. In a sense, this spatial context gains significance as a confrontation with the forces of displacement present not only in Venice’s own history but also in the environments where the artists engage. The exhibition features works that interact with the shaping power of water through an ecological sensibility and care, exploring the potential to overcome forms of cultural, social and environmental violence. The stories told are shaped primarily through the language of the earth, water and the bodies in relation to them. Experiments on the possible relationships between humans and the ocean take shape using a variety of materials, ranging from nets washed ashore to shells.

Eski bir kilise olan galeri binasının, ticaretle iç içe geçmiş kimliğine de vurgu yapan iki bölümlü sergi; eski bilgi ve ritüel biçimlerinin yeniden etkinleştirildiği aktif tarih kalıntılarını aktarım alanları olarak kavrayan bir yaklaşım içinde. Bu mekânsal bağlam bir bakıma Venedik’in kendi tarihiyle birlikte, sanatçıların etkileşimde bulunduğu ortamlarda da mevcut olan yer değiştirme güçleriyle bir yüzleşme olarak değer kazanıyor. Sergide, ekolojik bir duyumsama ve özenle suyun şekillendirici gücüyle etkileşim kuran eserler; kültürel, sosyal ve çevresel şiddet biçimlerinin üstesinden gelme potansiyelini araştırıyor. Anlatılan hikâyeler, ağırlıklı olarak toprağın, suyun ve onlarla ilişkide bulunan bedenlerin diliyle şekilleniyor. İnsanlar ve okyanus arasındaki olası ilişkiler üzerine yapılan deneyler, kıyıya vuran ağlardan kabuklara kadar çeşitli malzemeleri kullanarak şekilleniyor.

Ca’ Pesaro – GallerIa InternazIonale d’Arte Moderna

Jenny Saville’s exhibition at the Ca’ Pesaro International Gallery of Modern Art in Venice features a collection comprising monumental canvases as well as specially commissioned and previously unseen works. The exhibition traces the evolution of Saville’s painting practice, from the colossal nude figures that brought her to prominence during the YBA era, through to her latest abstract experiments and her borrowing of imagery and names from mythology or literature. It reflects large, opulent, sensual close-ups and instinctive representations of the body in all its grotesqueness.

Jenny Saville’in Ca’ Pesaro Uluslararası Modern Sanat Galerisi’nde düzenlenen sergisi, anıtsal tuvallerin yanı sıra özel olarak yapılmış ve daha önce hiç görülmemiş eserlerden oluşan bir koleksiyonu içeriyor. Sergi, Saville’in resim pratiğinin gelişimini, YBA döneminde adını duyuran devasa çıplak figürlerinden, son soyut deneylerine ve mitoloji veya edebiyattan imgeler ve isimler ödünç almasına kadar izleyecek. Büyük, gösterişli, şehvetli yakın çekimler ve bedenin tüm groteskliği ile içgüdüsel temsilleri yansıtıyor. 

Sources / Kaynaklar

1- https://www.artsy.net/article/artsy-editorial-10-must-see-venice-biennale-2026utm_source=braze&utm_medium=email&utm_campaign=editorial-roundup&utm_term=Sunday-Editorial-05-03-26&utm_content=yes-affinity

2- Martin Herbert, “History and Homeland in Michael Armitage’s Luminous, Opaque Paintings / Michael Armitage’in Aydınlık, Opak Resimlerinde Tarih ve Vatan”, ArtReview, 15 Temmuz 2021. https://artreview.com/history-and-homeland-in-michael-armitage-luminous-opaque-paintings

Hazırlayanlar / Prepared by Prof. Gülay Yaşayanlar & Prof. Mümtaz Sağlam / Copyright © Mayıs 2026, Tüm hakları saklıdır. 

61ST INTERNATIONAL ART EXHIBITION (CENTRAL PAVILION – ARSENALE)

1– Senzei Maresela, (South Africa), Wall Reefs 104, Detail, 1995-2025, Arsenale, Photo by Luca Zambelli Bais  2- Valid Raad, Far from quieting – Kuwait, Detail, Arsenale, Photo by Marco Zorzanello  3– Marcia Kure, Roadkill III, 2025-2026, Detail, Arsenale, Photo by Andrea Avezzù  4– Kenedy Yanko (USA), Disciples of joy in the material world, 2025, Detail, Arsenale, Photo by Luca Zambelli Bais  5- Sahrap Hura, (India), Things Felt But Not Quite Expressed and Timeless, 2026, Installation view, Arsenale-Giardini, Photo by Andrea Avezzù  6- Georgina Maxim, (Zimbabwe) Borrowed books and underlined statements, 2023-2026, Detail, Arsenale-Giardini, Photo by: Marco Zorzanello, © 61st International Art Exhibition, La Biennale di Venezia, In Minor Keys, Courtesy of La Biennale di Venezia

READ MORE / YAZIYI OKU

SELECTED NATIONAL PARTICIPATIONS IN VenIce BIENNALE

la Biennale di Venezia National Pavilions Austria
la Biennale di Venezia Ulusal Pavyonlar Japonya

1- Spain, Oriol Vilanova: Los restos, Curated by Carles Guerra, Giardini.  2- Serbia, Predrag Dyakoviç: Through Golgotha to Resurrection, Curated by Thomas Koudela , Giardini.  3- Uzbekistan, The Aural Sea, Curated by Do Tuong Linh, Artists: Nguyen Thanh Chuong, Doan Thi Thu Huong, Bui Huu Hung, Le Hoang Nguyen, Trinh Tuan, Dinh Van Quan, Nguyen Truong Linh, Trieu Khac Tien, Le Nguyen Chinh, Le Huu Hieu, Arsenale.  4- Germany, Henrike Naumann ve Sung Tieu: Ruin, Curated by Kathleen Reinhardt, Giardini.  5- Great Britain, Lubaina Himid: Predicting History: Testing Translation, Curated by Ese Onojeruo, Soundscape: Magda Stawarska, Giardini.  6– Belgium, Miet Warlop: It Never Ssst, Curated by Caroline Dumalin (MARPHO), Giardini.  7–  Austria,  Florentina Holzinger: Seaworld Venice, Curated by Nora-Swantje Almes, Giardini – Venice  8- Slovenia, Nonument Group (Neja Tomšič, Martin Bricelj Baraga, Nika Grabar, Miloš Kosec): Soundtrack for an ınvisible House, Curated by Nataša Petrešin-Bachelez, Arsenale  9- Japan, Ei Arakawa-Nash: Grass Babies, Moon Babies, Curated by Lisa Horikawa and Mizuki Takahashi, Giardini.

READ MORE / YAZIYI OKU

NİLBAR GÜREŞ

İZMİR - LONDON

saglamart; dinamik bir anlayış ile hareket eden, kültür-sanat ortamındaki olay ve olgulara, sanatçı tavırlarına, yapıtlara ve yayınlara odaklanan bağımsız bir yayın etkinliğidir. Tüm hakları saklıdır. Görüntü ve yazılar izinsiz kullanılamaz. / saglamart is an independent publishing initiative driven by a dynamic vision, focusing on events and developments in the cultural-artistic landscape, artist perspectives, works, and publications. All rights reserved. Images and texts cannot be used without permission.

Copyright ©
Can Sağlam - Gülay Yaşayanlar Mümtaz Sağlam, 2026.